13 Ekim 2025 Pazartesi

LAİKLİK VE SEKÜLERİZM: İNSANLIĞIN GERÇEK DEVRİMİ

 LAİKLİK VE SEKÜLERİZM: İNSANLIĞIN GERÇEK DEVRİMİ



Ozan Ozanca — 11 Ekim 2021
İlk kez M.Ö. 500’lü yıllarda yaşayan Pisagor, “Dünya yuvarlaktır ama olanaklarım yetersiz olduğu için ispatlayamıyorum” diyordu. Aradan yaklaşık iki bin yıl geçtikten sonra, 1512’de Macellan denizlere açıldı ve yaptığı keşiflerle dünyanın yuvarlak olduğunu fiilen kanıtlamaya çalıştı.
Giordano Bruno ise, “Evren sonsuzdur, eş dağılımlıdır; gökyüzünde bizimki gibi sayısız gezegen vardır” dediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon Mahkemesi tarafından sapkın ilan edilip diri diri yakıldı. İnsanlığın akıl yürütme cesaretine karşı, dogmanın nasıl bir şiddetle saldırdığının en acı örneklerinden biridir bu.
Oysa insanlık tarihinin en büyük devrimleri, bir kişinin ateşle değil, fikirle yanmayı göze aldığı anlarda başlamıştır.
Laiklik ve sekülerizm işte bu devrimlerin temelidir.
Matbaanın icadı bilgiye erişimi kolaylaştırdı, tekerleğin icadı insanın hareket alanını genişletti; ancak laiklik ve sekülerizm olmadan ne bilim yaşam bulur, ne sanat özgürleşir, ne de insan onuru korunabilir. Çünkü laiklik aklın, sekülerizm ise özgür düşüncenin teminatıdır.
Tüm dinler, dogmatik biçimleriyle, insanlığın gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. Bilimi, sorgulamayı, merakı ve sanatı bastırdıkları her dönemde toplumlar gerilemiş, zihinler kararmıştır.
Bugün Afganistan’da Taliban yönetimi bunun canlı örneğidir. Kadını eve hapseden, sanatı yasaklayan, düşünceyi suç sayan bir zihniyete bilimden, teknolojiden, inovasyondan, nanoteknolojiden ya da uzay çalışmalarından söz etmek mümkün müdür?
Aynı şekilde, imama, hahama ya da papaza bilimin gerekliliğini anlatabilmek için önce onların “izin” vermesini beklemek zorundasınız. Vatikan’ın, Suudi Arabistan’ın ya da benzer teokratik rejimlerin bilimsel bir buluşa, sanatsal bir başyapıta, özgür bir düşünceye öncülük ettiğini kim görmüştür?
Ne tiyatro, ne bale, ne heykel, ne resim... Çünkü orada güzellik yoktur; insanlığın ilerlemesine dair bir ışık da yoktur.
Laiklik ve sekülerizm yalnızca yönetim biçimi değil, insanlığın gelişmesinin ön koşuludur. Onlar olmadan bilim susar, sanat ölür, insan özgürlüğünü kaybeder.
Bu nedenle, laikliğe ve seküler düşünceye sahip çıkmak, yalnızca bir siyasi tercih değil, insan olmanın onuruna sahip çıkmaktır.
Vesselam.

Hiç yorum yok: