Parti Oligarşisi: Modern Feodal Beylikler
Türkiye’de siyasi partiler, kâğıt üzerinde demokratik kurumlardır; ancak fiiliyatta modern feodal beylikler gibi yönetilmektedir. Her partinin merkezinde birkaç kişi, etrafında da onların çıkarlarına hizmet eden birer “sadakat halkası” bulunur. Bu yapı, tıpkı Orta Çağ’ın derebeylik düzenine benzer:
Merkezde iktidar sahipleri, çevrede ise onların “sadık kulları.”
Bu oligarşik yapı, yalnızca AKP’nin değil; CHP’nin, MHP’nin, hatta küçük partilerin dahi ortak hastalığıdır. Çünkü Türkiye’de siyaset, güce sadakat üzerinden inşa edilmiştir; ilkeye, liyakate, bilgiye değil.
Parti içi seçimler, görünürde “demokratik yarış” olsa da, gerçekte bir atanmışlar tiyatrosudur.
Delegeler özgür değildir; kimleri seçeceğini önceden belirleyen ağalar vardır.
Yerel düzeyde bu yapı, “parti emekçisi” değil, “parti marabası” üretir.
Her düşünce, her eleştiri, her alternatif ses “parti disiplinine aykırı” bahanesiyle susturulur.
Böylece parti, canlı bir örgüt değil, içe kapalı bir klik sistemine dönüşür.
Bu çürüme, özellikle CHP gibi tarihsel bir misyonu olan partilerde daha dramatiktir.
Cumhuriyet’in kurucu değerlerini temsil eden bir partinin, halkın enerjisini örgütleyememesi, düşünsel ve örgütsel olarak “ağalar düzeni” tarafından rehin alınmasındandır.
Yerelde küçük çıkar ağları, genelde de danışman lobileri partiyi yönetir hale gelmiştir.
Parti içindeki birçok genç, kadın, işçi ya da aydın; emeğiyle değil, birilerine yakınlığıyla var olabilmektedir.
Sonuç olarak siyaset, halkın değil, parti elitlerinin kişisel kariyer alanına dönüşmüştür.
Bandırma gibi yerel örneklerde bu çıplak biçimde gözlemlenir:
Aynı kişiler yıllarca yönetimde kalır, her kurultayda aynı isimler döner durur.
Bir yenilik, bir tazelenme olmaz. Çünkü bu yapı, değişimi kendisine tehdit olarak görür.
Ancak bir partinin halkla bağ kurması, iç demokrasiden geçer.
Delegeler özgür iradesiyle oy kullanmadıkça; örgüt içi eleştiriler cezalandırıldıkça; halktan gelen ses yukarıya ulaşmadıkça o parti, ne kadar “sol” görünürse görünsün, özünde feodal bir yapı olmaktan kurtulamaz.
Gerçek bir demokratik dönüşüm, liderlerin değil, tabanın söz hakkı kazandığı bir modelle mümkündür.
Çünkü halkın iradesi örgüte, örgütün iradesi siyasete yansımadıkça; her parti, “halk adına” konuşan ama halktan kopuk bir kast sistemine dönüşür.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, halktan kopmuş oligarşilerin değil; eşit yurttaşlık bilincine dayalı, kolektif akılla işleyen bir siyaset kültürüdür.
Yeni bir cumhuriyet tasavvuru, ancak bu modern feodal yapının aşılmasıyla mümkün olacaktır.
DEVAMI: Sosyal Demokrasi mi, Sosyal Maskaralık mı_
Ozan
15 Ekim 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder