Atılgan Bayar
| | |
Kenan Evren Anayasası’na yüzde 92 oranında oy vermiş ve ardından demokratik seçimlere gitmiştik.
Kimsenin şans vermediği Turgut Özal’ı Başbakan seçtik.
Hiçbirimizin fark etmediği bir sarsıntı
olmuştu...
Bedrettin Dalan, İstanbul semalarının tek yıldızıydı...
Haliç gözleri kadar mavi olmuş...
Tarlabaşı Bulvarı Kızıl Deniz’in yarılışı gibi yarılmıştı...
Seçime gittik; kimsenin adını o güne kadar duymadığı, yüzünü o güne kadar görmediği Nurettin Sözen’in Belediye Başkanlığı ile uyandık.
O gün dedim ki kendi kendime; yine hiçbirimizin fark etmediği bir sarsıntı oldu...
Tayyip Erdoğan hapse düştü...
Liderleri hapisteyken hızla partileşiyorlardı... Adları “Yenilikçiler” idi...
O zaman çalıştığım Hürriyet Gazetesi’ni haklarında bir yazı dizisi kaleme alabilmek için ne kadar zor ikna ettiğimi tahmin bile edemezsiniz...
Seçimden, mutlak bir zafer ile çıktılar.
Sanırım, o sırada hiçbirimizin fark etmediği bir sarsıntı daha olmuştu...
E-Muhtıra bir yandan...
Sokak gösterileri öte yandan sıkıştırıyordu...
Askerin değil ama, birilerinin ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi salladığı darbe tehdidi başlarının tam üzerindeydi...
AK Parti oy oranını yüzde 47’ye çıkarttı!
O sırada da, hiçbirimizin fark etmediği bir sarsıntı olmuştu...
Zannederim, Türk seçmeni bir süredir üslup değiştirdi.
Siyasal değişimler, artık; sokak gösterilerinde, işçi eylemlerinde, öğrenci hareketlerinde, mitinglerde görünmüyor.
Yaklaşık 30 yıldır... Yani 12 Eylül’den beri, ortam ne kadar anti-demokratikleşirse, siyasal değişimler o kadar radikal gerçekleşiyor...
Ama sokaklarda değil... Miting alanlarında değil... Seçmenin içinde... Sessizce...
Şimdi tahmin ediyorum ki, seçmen yüzde 47 oranında oy verdiği partinin Melih Gökçek’i aday gösterip göstermemekteki tereddütünü izliyor...
Ve, sanırım henüz hiçbirimizin fark etmediği bir sarsıntı daha oluyor.
Merak ediyorum, sosyologlar ne iş yapar?