| Mine G. Kırıkkanat |
| mine.gokce@wanadoo.fr |
Harici bedhahlarımız!Yegâne dostumuz da Komünist Rusya’ydı! Kurtuluş Savaşı’nda ordumuza para, silah ve cephane vermişlerdi, zaten Atatürk zamanında bakanlara bir süre “komiser” dendi ve genç Türkiye Cumhuriyeti ile SSCB arasındaki ilişkiler çok sıcaktı. İstanbul Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı bu dostluğun kanıtı olup, Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi paşaların arkasında iki Rus generalinin heykeli vardır: Furunze ve Voroşlov. Türkiye’ye ilk kredisini açan yabancı ülkenin Sovyet Rusya olduğunu bilir miydiniz? İsmet İnönü, 1930’lu yıllarda Moskova’dan 8 milyon dolar kredi sağlamıştır... Stalin 1945’te Türkiye’den toprak talep ettiğinde bu ilişkiler soğur ve 1946 yılında Washington Büyükelçimiz Mehmet Münir Ertegün’ün naaşını getirmek bahanesiyle İstanbul Boğazı’na demirleyen Missouri zırhlısı, Rusya’ya bir gözdağı olup Türkiye’nin yeni hamisinin ABD olduğunun ve böylesine stratejik bir bölgeyi Ruslara yedirmeyeceğinin ilanıdır. Bu tarihten öteye SSCB düşmanımız, soğuk savaşın öteki tarafı Batılı ittifak dostumuz ve Amerikalılar da dostluk cephemizin efendisidir. Türkiye’de komünizm yasaklanır, komünist avı başlar. 1950’lerde Marshall yardım planı, DP’ye açılan kredilerle ülkemiz ABD’ye göbekten bağlanır. 1963-64 yılları arasında patlak veren Kıbrıs “buhranı”nda, bir de bakarız ki meğer ABD de dostumuz değilmiş: Başkan Johnson, Başbakan İnönü’ye yazdığı ültimatom gibi mektupta, ‘Kıbrıs’a müdahaleye kalkarsan, ben seni döverim...’ der. İsmet İnönü, ABD’nin düşmanlığını dengelemek için dost arayışını, Başkan Johnson’a yazdığı cevapta, ‘Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini alır!’ sözüyle açıklar. Yeni dünyadan kasıt, o sırada Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) adıyla kurulan AB’dir. Gerçekten de Türkiye, Avrupa’nın ABD’ye karşı güçbirliği demek olan AET’ye 1959 yılında üye olmak için başvurur. Ama Türkiye, SSCB dostluğundan kurtulduğu kadar kolay sıyrılamaz ABD’nin dostluğundan... 1990’lı yıllarda doğan çocuklarımıza öğretiliyor mu bilmem, komünistlerin resmi düşman, bugün emperyalist diye anılan kapitalist ülkelerin zoraki dostumuz olduğu bu dönem, tersini düşünenlerin inanılmaz bir şiddetle bastırıldığı iki askeri darbeye de gerekçe oluşturarak, Berlin duvarının yıkılmasına ve SSCB bloğunun çöküşüne kadar sürer. Son yirmi yıldır küreselleşen dünyada, Rusya ve Çin dahil herkes az çok kapitalist olunca, ‘ölüsünden zarar gelmez’ diye komünizm bile serbest bırakıldı, artık herkes herkesin dostu sayılıyor. Türkiye, elbette ABD’nin kontrolünde, ama tüm ülkelerle başta ticari, iyi ilişkiler kuruyor. Ama düşmansız dostluk olur mu? Dolayısıyla dostluk ilişkileri kurduğumuz tüm ülkeler, aynı zamanda düşmanımız. Halen favori düşmanlarımız da zaten en ticari dostlarımız: ABD, İsrail, Fransa, Yunanistan, Kuzey Irak, Ermenistan, genelinde emperyalist Batı, özelinde Avrupa Birliği. Bu arada, adım adım eski SSCB imparatorluğunu “komünist” harcın yerine Ortodoksluğu koyarak yeniden kurmakta olan Rusya’nın (Destina romanını bunun için yazdım ben...) sıcak denizlere tek geçidi, Boğazlara dair beslediği emellerden kimsenin haberi yok, dolayısıyla güncel listeye dahil değil. Kanada’nın da 2004 yılında çıkardığı Ermeni Soykırım Yasası’na yeterince kızmadık, ama zaten Kanada uzak. Yaklaşırsa kızarız. Türkiye’nin bunca düşmanı olabilir mi? Vallahi ve billahi olur. Çünkü dünyada devletler arası dostluk diye bir şey yoktur. Hele bizimki gibi bir coğrafyada asla! Ve böyle bir coğrafyaya, ancak dengeler ve çıkarlar gözetilerek, “düşmanlar arasından sıyrılmak” üzerine kurulu akıl hesaplarıyla sahip çıkılır. Mikroplara karşı en etkili savaşın bağışıklık sistemini güçlendirmek oluşu gibi, Türkiye güçlü olursa dostlarıyla da başa çıkar, düşmanlarıyla da... Biz bu durumu, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” diye açıklıyoruz. Ama ya Türk’ün en baş düşmanı kendisiyse? Cumaya, dış düşmanlığa kale kapılarını açan iç düşman, cahil ve eğitimli bağnazlığımızla hesaplaşacağız... |
24 Aralık 2008 Çarşamba
Harici bedhahlarımız!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder