| Mine G. Kırıkkanat |
| mine.gokce@wanadoo.fr |
Büyük felaket!Bir tepki bekliyordum, ama böylesini değil. Bu yazıyı yazdığım sırada, “hayal kırıklığına” uğrattığım okurlarımın imza sayısı, yukarıdaki “özür” metnine atılan imza sayısından fazla... Oysa insanı uygar yapan üç temel sözcük “teşekkür”, “özür” ve “izninizle” diyebilmek nezaketidir. Eleştiriler, bunun için “özür dilerim, ama...”, “kusura bakmayın...” ya da “izninizle...” diye başlar. Aslında hayal kırıklığına uğraması gereken benim! Kusura bakmasınlar ama yazılarımı yıllardır izleyip bugün “bu metni niye imzaladın” diye şaşıranlar demek ki düşünce tutarlılığımı hiç fark etmemişler. 1996 yılında Radikal Gazetesi’nde yayınlanan ilk -siyasal- köşe yazımın başlığı “Rebetiko”dur oysa. Ermeni, Rum, Yahudi azınlıkların resmen yenilen haklarını savunmuş ve şimdi Anadolu tarihinin en büyük soykırımına uğrayan Alevilerin hâlâ uğradığı ayrımcılığın peşindeyimdir. Ermeni, Rum ve Yahudi gazetecilere yer açan, söz veren, sorunlarını dile getiren “ilk” televizyon programları Basın Köşkü ve Kiosk’un mimarıyımdır. Ermeni kardeşlerimden kendi hesabıma özür dilemek için, kampanya beklemedim. Bir değil, onlarca yazımda bu toprakların bizden önceki sahipleri onlardan kanlı bir tarihin özrünü çoktan diledim, dilerim, her zaman... Bazılarınız, “Asıl mezalim Ermeniler tarafından Türklere yapıldı, onlardan da özür dilenecek mi” diye soruyorsunuz. Bazılarınız, önce Ermenilerin Türklerden özür dilemesi gerektiğini savunuyor. Bakın, hiçbirimizin ne sorumlu, ne de suçlu olduğu bir tarih söz konusu. Osmanlı döneminde Rus üniforması giyerek düşman saflarına geçen ve Türk köylerini yakıp yıkarak Türkleri katleden Ermeni komitacılardan ya da tarihin sorumluluğunu Türkiye Cumhuriyeti’ne yıkmak amacıyla yakın zamanda elliye yakın Türk diplomatını öldüren ASALA militanlarından özür dilenmiyor. Bir Osmanlı politikası olan ve önce Alevilere, sonra Ermenilere uygulanan tehcirin, Türk kasabı Ermeni komitacılarla ilgisiz bir halkı kadın, çoluk, çocuk demeden sürdüğü, yollarda gasp ve darp ile öldürülmediği zaman açlıktan susuzluktan ölmesine yol açtığı insanlık dramının özrü dileniyor. Kimden dileniyor? Bu dramda belki atalarını yitiren, belki arta kalan, en azından ait olduğu halkın çilesiyle yüreği kırılan ve aramızda yaşayan, çağdaşımız Ermeni kardeşlerimizden özür dileniyor. Bu özür, suçsuz insanların suçsuz insanlara “senin yüreğini buran acıyı görmezden gelmiyorum ve duyarlıyım” tesellisidir. Bir vicdan ortaklığıdır. Bir hak tanıma, bir saygı göstergesidir. İnsanca bir ihtiyaçtır. Hem acıyı taşıyanlar, hem de tanıyanlar için. Kimin kimden “önce” özür dilemesi gerektiğine gelince... Benim indimde, ezenler ezilenlerden özür diler. Ve tehcirde hiçbir sorumluluğu olmayan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde bugün kala kala sadece 90 bin civarında Ermeni yurttaşımız kaldığına bakarak, oysa bu toprakların bizden binlerce yıl önceden beri onların anavatanı olduğunu hatırlayarak, kimin kimi ve hâlâ ezdiği çok açıktır! Diyorsunuz ki, senin adın, özür metnini imzalayan bazılarıyla yan yana gelmemeliydi. Gerçekten de imza atanlardan bazılarıyla dostluğum olamayacağı gibi, onların bana “yazılı” düşmanlıkları bile vardır. Ancak, demokrasi böyle bir şey ve düşmanlar bile doğru fikirlerin çevresinde buluşabildiği zaman olgunlaşır, çözüm üretir. 1997’de yazdığım bir yazıda anlatmıştım: Benim çocukluğum, yaşıtlarımın Ermeni adlarını art arda sıralayarak “ırkçılığa” kışkırtan oyunlar oynadığı sokaklarda geçti: Artin, Garabet, Artin, Garabet diye güya takunya sesi çıkarır, Mıgırdıııç diye hela kapısının açılmasını taklit eder, hacetlerini gördüklerini de “Bogos!” diye ifade ederlerdi. Bugün Artin, Garabet, Mıgırdıç ve Bogos kardeşlerimden tekrar özür dilemek, ancak içimi rahatlatır. |
17 Aralık 2008 Çarşamba
Büyük felaket!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder