23 Aralık 2008 Salı

Neler Oluyor ?..



Söz ve düşünce özgürlüğü öylesine gelişti ki; ülkemizde kol kırılır yen içinde kalır
Anlayışının egemen olduğu bir kurumda, orgeneral paşalar bile artık birbirine hakaret ediyor.
Ülkemizde kadına öylesine değer veriliyor ki; son günlere kadar çağdaş bildiğimiz, ne ki önceki gün program değişikliği yaparak çağdaşlaştığını ilan eden bir partimizin kurultayında divan başkanlığına bir kadının seçilmesiyle övünülüyor. Yerel seçimler yaklaştıkça, kimileri belediye başkanlığı adaylığını başkalarına kaptırmamak için öylesine saçmalıyorlar ki; komplo senaryoları zırvalıyor, ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor.
Müslümanlık her şeye öylesine öncelik aldı ki; dinci bir cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkan AKP’li, Ermeni kökenli olmadığını açıkladığı yazılı açıklamasında ailesinin Müslüman olduğunu vurgulamaya öncelik veriyor. Türklüğünü ikinci bir değer olarak kayda geçiriyor. Çağdaşlığa soyunan, laik Türkiye’nin gerici yaşama sürüklendiğini açıklayan rapor bilinmeyenleri açıklıyormuş gibi öylesine ortalığı karıştırdı ki; günlerdir gazete manşetlerinden inmiyor.
Sıralanan şaşırtıcı gelişmelerden birkaçını irdeleyelim.
Örneğin ana muhalefet partisi başkentin sayılı büyük otellerinden birinde tüzük ve program kurultayı düzenledi.

İktidara aday olduğu varsayılan köklü bir partinin olağanüstü kurultayının gerçekte hangi amaçla düzenlendiği tartışma konusu. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar hesabı; bu kurultayın hiçbir maddesi akıllarında kalmayan, haberlere yansımayan yeni bir programı tartışmak için mi, yoksa zaten kimi kararları âdet yerini bulsun diye parti kurullarından geçiren genel başkanın tek adamlığını tüzüğe geçirmek amacıyla mı yapıldığı anlaşılamadı.
Genel Başkan, uzun, her hafta Meclis grubunda yaptığı konuşmanın bir kopyasını kurultaya sunarken, parti programının “çağdaşlaştırıldığını”“Ya’vu demokratik bir ülkede dinci bir partideki lider uygulamalarının tamamen benzerini neden tüzüğe alıyoruz; iktidara yürüyoruz, lakin halka çarşaf dışında yeni açılımlar içeren vaatlerde bulunmuyoruz” demiyor, diyemiyor. Eller alkışta, dudaklar mühürlü. söylemesine söylüyor da, bütün yetkileri tek elde -elinde- toplamaya neden gerek gördüğüne tek sözcükle, şöyle üstünkörü de olsa değinmiyor. Kurultay delegeleri de, milletvekilleri de genel başkanlarını kuzu kuzu dinliyor.
İpliği pazara çıktı derler ya; işte o hesap.

Burnundan kıl aldırmayan, belediye başkanlığını cepte keklik gören Melih Gökçek, konuştukça batıyor.


Bir araştırma şirketine RTE hakkında (örneğin tutarsızlıkları, iktidara gelişi nasıl önlenir gibi) kimi konularda araştırma yapmasını ısmarlamış, araştırma fatura edilmiş. Dünya dönüyor ya; Gökçek AKP’li oldu ve… yıllar sonra olay tozlu raflardan indirildi. Star TV’deki terleyen, halkı soyarak halka hizmet ettiğini açıklayan Gökçek, ekran ekran dolaşıp şimdi kumpasa kurban gittiğini söylüyor. Her türlü konuşma ahlakına aykırı hareketlerine sabırla direnen Uğur Dündar ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisine kumpas kurduklarını, kamuoyu önünde suçlu duruma düşmesi için birlikte hareket ettiklerini iddia ediyor. Birinci kumpas!
Araştırma şirketine para ödemediğini öne sürüyor; Ergenekon davasında tutuklu olarak ifade veren şirketin sahibi; hayır, araştırmaları Gökçek ısmarladı, fatura kestim, diyor.

Neredeyse RTE hakkında her türden araştırma yaptırdığını inkâr edecek !

Uğur Dündar-Kılıçdaroğlu, tutuklu olan SESAR araştırma şirketinin, adaylığını önlemek için birlikte davrandıklarını öne sürüyor. Bu da ikinci kumpas ! On parmağında on kara, doğruları yalanlamakta usta bu adam, beş yıl daha başkent belediye başkanı olacak ha ? “Bir lafa bakarım laf mı diye / Bir de söyleyene bakarım adam mı diye”. Mevlana’dan aldığı bu dizelerle komuta kadrosunda birlikte görev yaptığı İlhami Erdil’e yanıt veren emekli Orgeneral Hilmi Özkök’e, Genelkurmay Başkanlığını yapan Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun söylemini anımsayalım: “Ben kendisini (Kara Kuvvetleri’nde) komutan olarak izledim.

Bunun sonucunda irtica ile mücadele edecek birinin (Genelkurmay Başkanlığı’na) gelmesini istedim.” Şimdi… Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı’nda dinci AKP ile, üstelik bu partinin laikliğin içini boşaltmaya hız verdiği bir dönemde “şiir gibi ilişkiler” kurduğu bilinirken; yemekte şarap içmediğine dokunan -doğru veya değil- eleştirisel bir söyleme bu denli karşı çıkması fazlaca anlamsız olmuyor mu ?

Türkiye’de neler olmuyor ki...

Cüneyt ARCAYÜREK

Hiç yorum yok: