14 Mayıs 2026 Perşembe

ER BOZULURSA AİLE , HATUN BOZULURSA ULUS BOZULUR


 ER BOZULURSA AİLE , HATUN BOZULURSA ULUS BOZULUR 


Bedri Rahmi Eyüboğlu “Derdimiz Memleket” şiirinde yalnızca bir coğrafyayı değil; insanın içine işleyen aidiyeti, toprağa, halka ve yaşadığı ülkeye duyduğu derin bağlılığı anlatır:

"Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar."

Çünkü memleket dediğimiz şey sadece sınırlar değildir; onu var eden insanıdır, kültürüdür, emeğidir, vicdanıdır ve en önemlisi onu geleceğe taşıyan analardır, kadınlardır.

Bir ulusun gerçek anlamda var olabilmesi için yalnızca toprak yetmez; o toprağın üzerinde nesiller yetiştiren, acıyı sabra dönüştüren, sevgiyi karaktere işleyen kadınlar gerekir. Çünkü kadın yalnızca bir birey değil; toplumun hafızası, vicdanı ve geleceğidir.

Neşet Ertaş bu yüzden şöyle der:
“Kadınlar insandır, biz erkekler insanoğlu.”
Ve ardından insanlığın en yalın gerçeğini hatırlatır:
“Seni beni kim getirdi cihana,
Her oğulu doğurmuştur bir ana.”

Bu topraklarda kadınların, anaların ve çocukların yeri daima ayrı tutulmuştur. Anadolu kültüründe yanında kadın ve çocuk varken kavga edilmez, analara edilen hakaret namusa yapılmış sayılırdı. Çünkü ana, yalnızca evlat doğuran değil; aynı zamanda karakter, ahlak ve vicdan yetiştirendir.

Aslında memleketleri de kadınlar var eder. Bir ülkenin geleceği saraylarda, kürsülerde ya da seçim meydanlarında değil; annelerin yetiştirdiği çocukların zihninde şekillenir. Bu yüzden Bedri Rahmi’nin “Derdimiz Memleket” haykırışı, yalnızca siyasi bir söz değil; toplumsal bir vicdan çağrısıdır.

Bir Türk atasözü bunu çok sert ama çok gerçek bir şekilde anlatır:
“Er bozulursa aile bozulur,
Hatun bozulursa ulus bozulur.”
Çünkü erkek çoğu zaman bireyi temsil eder; kadın ise toplumu…
Erkek yetişirse fert olur, kız çocuğu yetişirse nesil yetişir.


Bugün siyasal hayatta erkek siyasetçilerin makam, çıkar ve güç uğruna parti değiştirmesine alışılmış olabilir. Ancak kadın siyasetçilerin de aynı savrulmanın parçası hâline gelmesi, toplumun yaşadığı ahlaki çözülmenin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Çünkü kadınlardan beklenen yalnızca siyaset yapmak değil; ilke, duruş ve vicdanı temsil etmeleridir.

Ne yazık ki bugün bu ülkenin sadece ekonomisi değil; dili, ahlakı, kültürü, bilimi ve irfanı da aşınıyor. Toprak bozuldu, eğitim bozuldu, adalet bozuldu derken; insan ilişkileri ve toplumsal değerler de çürümeye başladı. En acısı ise, toplumun vicdanını ayakta tutması gereken değerlerin yavaş yavaş kaybolmasıdır.
Ama yine de insanı tümden suçlamak kolaycılıktır. Çünkü insan, yaşadığı düzenin de ürünüdür.

Bu yüzden sözü yine bozkırın bilgesine bırakalım:
“Aslı bozuk deme gel şu insana…”
Ozan
14 Mayıs 2026

Hiç yorum yok: