28 Eylül 2008 Pazar

Erdoğan bu dönemi çok sever!

50’lerin siyasi düellosu: İspat hakkı

yazar adi

AVNİ ÖZGÜREL

/ 28/09/2008
Demokrat Parti’yi bölünmeye sürükleyen gelişmelerin temelinde eski Ceza Kanunu’nun 481. maddesi yatıyordu. Buna göre gazeteler bir kimseyi yolsuzluk, hırsızlık v.s. sebeplerle suçlama hakkına sahip değillerdi

Geçtiğimiz hafta Türkiye TV ekranları önünde bir tartışmaya kilitlendi: Kılıçdaroğlu- Fırat tartışması...
Dengir Mir Mehmet Fırat’ın muhatap olduğu yolsuzluk, kaçakçılık, nüfuz suistimali gibi ağır suçlamaların ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkmasına basının ‘düello’ denilmesi elbette sebepsiz değil; zira siyasi tarihimizde böylesi bir tartışmanın örneği yok... Geçmişte olanlar yazılı basında süren demeç savaşı ya da Turgut Özal’la Necdet Calp’in televizyonda Boğaz Köprüsü gelirlerine dayalı pay senedi satışı yapılıp yapılamayacağı örneğinde olduğu gibi hizmet tartışmalarıydı.
Siyasi tarihimizde bana göre en sert ve sonuçları bakımından da önemli olan tartışma konusu İspat Hakkı meselesiydi.
1950’de ve 1954’te ardı ardına iki seçim kazanmış olan Demokrat Parti ve Başbakan Adnan Menderes’in siyasi hayatında dönüm noktası olan ‘ispat hakkı’ ekonomik daralma sebebiyle hükümetin kurduğu ‘Döviz Tahsis Komisyonu’nun çalışmalarından kaynaklandı.

Yolsuzluk suçlaması yasaktı
Demokrat Parti’yi bölünmeye sürükleyen gelişmelerin temelinde eski Ceza Kanunu’nun 481. maddesi yatıyordu. Buna göre gazeteler bir kimseyi yolsuzluk, hırsızlık v.s. sebeplerle suçlama hakkına sahip değillerdi. Bu iddialarını kanıtlayacak belgelere sahip olsalar bile bunların yayımlanması mümkün değildi. Tek parti döneminde toplumda infial doğurması muhtemel skandalların önünü kesmek amacıyla çıkarılan yasanın istisnası devlet memurlarıydı. Memur ve müstahdemler hakkında bir suçlama söz konusu olduğunda iddianın ispatı, delillerin ibrazı mümkündü. Siyasetçilere gelince 1949’da Yargıtay onların devlet memuru sayılamayacağına dair verdiği kararla siyasetçileri ‘hakkında belge açıklanamayacak kişiler’ sınıfına sokmuştu...
Döviz Tahsis Komisyonu konusunda ise talepte bulunan ama tahsis alamayan iş adamlarının ihbarları, bu konuda elde edip sundukları belgeler vardı elde. Beş bakandan oluşan komisyonda görevli bazı bakanların tahsislerden yüzde 10’a varan oranda komisyon aldıkları söyleniyordu. Demokrat Parti’nin hırçınlığı iddiaları gündeme taşıyan gazeteleri hatta bu gazeteleri basan matbaaları kapatmaya kadar vardı. Başbakan ve çevresindeki kadro milletvekili ve bakanların sıradan devlet memuruyla aynı şekilde mütalaa edilmesine karşıydılar. Menderes ‘Buna izin verdiğimiz takdirde hakkında suçlamada bulunulan bir siyasi iddialar asılsız çıksa dahi lekelenmiş olacaktır Zira delillerin toplanıp değerlendirilmesi bir-iki günde yapılacak iş olmadığından, gerçek ortaya çıkana kadar suçlanan kişi zan altında kalacaktır..’ diyordu.

Demokrat Parti’li basın
Bilinen o ki 1949’da Zafer Gazetesi’nin yayına başlamasına kadar Demokrat Parti kendisini destekleyen bir yayın organına sahip değildi. Sadece bazı gazetelerin ya da gazetecilerin münferit desteğine dayanıyordu.
Menderes’i kendisine yakın bir basın ortamı oluşturmak konusunda kararlı hale getiren sebep de CHP’nin resmi yayın organı olan Ulus Gazetesi’nde karikatürist Ratip Tahir Burak’ın hükümet üyelerini dansöz, muhtelif hayvan ve yaratıklar şeklinde gösteren çalışmalarıydı. DP iktidarının ilk gününden itibaren başlayan bu üslup Menderes’i yeni bir basın kanunu hazırlamaya sevk etti. Buna göre gazete sahipleri, başyazarlar, yazıişleri müdürleri, makale yazarları ve siyasi muhabirler için yüksekokul mezunu olma şartı getirildi. Gazeteciler eğitim durumlarını gösterir belgeleri ilgili mercilere vermek zorunda bırakıldılar.. Daha sonra bu da yetmedi gazete kâğıdına büyük oranlarda zamlar yapılmaya başlandı. Menderes 1957 seçimlerinde partisinin oy kaybını basının aleyhte tavrına bağlıyordu zira. Gazeteler ebat ve sayfa sayısını sınırlamak zorunda bırakıldı, seçim dönemlerinde muhalif basın kâğıt ve mürekkep bulmaz hale geldi. Nihayet o dönemde gazeteleri ayakta tutan tek sağlam gelir kaynağı olan resmi ilan hükümet yetkisine alındı. İktidar istediği gazeteye ilan musluğu açıp istemediğine kapatır konuma geldi.

‘Kaderimi ellerinize bırakıyorum’
Rahatsızlık o boyuta tırmandı ve tutuklanan gazeteciler meselesi öylesine dal budak sardı ki Demokrat Parti içinde bazı milletvekilleri hükümeti, hatta doğrudan Başbakan Adnan Menderes’i suçlamaya başladılar. İstedikleri ‘hükümetin manevi şahsiyeti aleyhine’ suç işledikleri iddiasıyla mahkûm edilen gazeteciler için ispat hakkı istemekti. Ancak Menderes bunu kabul etmedi.. İspat hakkı isteyen milletvekillerinden dokuzunu partiden ihraç etti. Bunun üzerine 10 milletvekili istifa ettiler. Ancak krizlerin ardı arkası kesilmedi. Ticaret Bakanı Sıtkı Yırcalı hakkında verilen gensoru DP Meclis Grubu’nu patlama noktasına getirdi. Bütün kabine toptan istifa etti. Ve Menderes kürsüye çıkarak ‘ Siyasi kaderimi sizin oylarınıza terk ediyorum’ şeklinde dramatik bir konuşma yaparak durumu toparladı. Onun teşekkür için kürsüye çıktığında heyecan içinde aşırı sözler sarf ettiği ‘Dilerseniz hilafeti bile getirebilirsiniz dediği’ ünlü konuşma budur.

Hiç yorum yok: