Ya oruç günün birinde halkın da başına vurursa!
Tabii beyefendi kral, açık açık “Özür dilerim” demez...
Derse tacı-tahtı elden gider!
Sadece, “Tasvip edilecek bir olay değil. Günün yorgunluğu ve iftara çok yakın bir saatte bu şekilde bir konuşmaya muhatap olmak beni fevkalade olumsuz etkiledi” diyerek orucun başına vurduğunu anlatmış!
İyi de...
Büyük bir olasılıkla Arınç’ın azarladığı çiftçi de oruçluydu...
Ya oruç, işittiği onca hakaretten sonra onun da başına vursaydı ve bu tatsız olay daha da büyüseydi.
Örneğin çiftçi kendisini frenleyemeyip Arınç’ın üzerine atlasaydı...
Korumaları aşıp şiddet uygulasaydı..
Bir gün sonra kameraların karşısına geçip, “Oruç başıma vurdu, üzgünüm” diyerek bu olayı kapatabilir miydi?
Böylesine saçma sözlerle Arınç’ın kendisini mahkemeye vermesini önleyebilir miydi?
Boşuna kabalığınıza ve kendini beğenmişliğinize gerekçe üretmeye çalışmayın Sayın Arınç...
Biz sizin oruçlu olmadınız zamanı da biliriz!
Dua edin ki oruç asıl sizin ve şımarık arkadaşlarınızın her türlü kabalığına hoşgörü gösteren halkımızın başına vurmasın... Katır tepmişe dönersiniz de, yüzünüze bakan olmaz!
Ne demek istediğimi anlamadıysanız, çok eskilere gitmenize gerek yok 7-8 yıl öncesine bakmanız yeterli! O günlerde kendilerini dünyanın merkezi olarak görenlerin bir bölümü bugün sokağa bile çıkamıyor...
Görünen o ki bu kader sizin için de çok uzak değil.
İyisi mi, orucu falan bahane ederek halkı azarlamaktan ve aşağılamaktan vazgeçin!
GÜNÜN SORUSU
Daha üç gün önce televizyona çıkıp Armada’daki hisseler için sadece 41 bin 416 YTL ödediklerini söyleyen RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın yine yanlış bilgi verdiği ortaya çıkmış... Çünkü bu hisseler için 2003’te 905 bin 587 YTL ödendiği açıklanmış..
Bunca rezalete karşın istifa etmeyen Zahid Akman’ı koltuğuna yapıştıran tutkalın markasını tahmin edebilir misiniz?
Sadece dinimizi değil, dilimizi de sömürüyorlar!
Dil Derneği’nin Karaelmas Üniversitesi’yle birlikte düzenlediği “Dil Bayramı” etkinliklerine katılmak için iki gündür Zonguldak’taydım.
Türkiye’nin saçma sapan gündemi çok fazla izin vermese de güzel insanlarla birlikte olmanın, sadece “19 Mayıs”larda anımsadığımız gençlerle dertleşebilmenin tadına vardım.
Yabancı sözcük hayranlığıyla, argoyla yozlaştırdığımız Türkçe için çırpınan çok sayıda yürekli insan tanıdım.
Ve bir gerçeğin ayırdına vardım:
Dini ticarete ve siyasete alet edenlere karşı gösterdiğimiz tepkiyi, ne yazık ki “dilimizi” sömüren yobazlara göstermiyoruz...
Türkçenin yıllardır Arapçayla İngilizce arasında harcanıp tüketilmesine seyirci kalıyoruz...
Benim katıldığım oturum “Basın-Yayın ve Türkçe” başlığını taşıyordu.
Yani dil ustalarının ve coşkulu gençlerin önünde gazetelerdeki ve televizyonlardaki Türkçe soykırımının hesabını vermek bana, Fikret Bila’ya ve Turhan Günay’a düştü..
Ama gençler öyle ilginç örneklerle çıktı ki karşımıza, teslim olmaktan başka yol bulamadık ve biz de işin kolayına kaçıp kendi meslektaşlarımızı eleştirdik.
Bir “dil emekçisi” olarak, iki günlüğüne de olsa dilimiz hakkında yeniden düşünmemi sağlayan Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel ve Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz başta olmak üzere tüm dostlara teşekkür ederim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder