Hep böyle oluyor…
Dağlıca baskınında da böyle olmuştu Aktütün’de 17 askerimizi yitirince de… Diyarbakır’da polis aracı çapraz ateşe tutulunca da…
Gözyaşı, hüzün…
Hep böyle oluyor!
Yorumlar, tartışmalar, demokrasi, hukuk.
20 yaşındaki oğullarını yitiren anneler, babalar, eşler, çocuklar…
Kimi zaman er, subay, astsubay, kimi zaman polisler, siviller…
Aradan on gün geçer.
Evlerine ateş düşmüş aileler, çocuklar, anneler, babalar, nişanlılar unutulup gider.
Çocuklar bir köşede çaresizliğin resmiyle avunur; bir odada anne, eş, sevgili; içlerinde acılarla uykuya dalarlarken yüreklerindeki fırtına yağmur bulutlarıyla buluşur.
Duvarlarda genç yaşta toprak olan şehitlerimizin fotoğrafları, eşlere, çocuklara bağlanan üç beş kuruş maaş.
Ben böyle günlerde hüzünlenirim!
Hiç konuşmam, gözlerim bir yerlere takılır, öylece kalırım.
Avluları fesleğen, hanımeli kokan evleri özlerim, davullu zurnalı asker uğurlamalarını, Malabadi Köprüsü’nde yol boyu gördüğüm çocukları, Batman çarşısını, Diyabakır’da kaçak sigara satan gençleri düşünürüm.
Güpegündüz Diyarbakır’da polis aracı taranıyor, bu kez 5 polisimiz şehit oluyor, 18’i yaralanıyor…
Dinci medya ve AKP yalakalarının haberleri, yorumlarını okuyunca, “Türkiye’nin nereye götürülmek istendiği’ açıkça görülüyor…
Nedir o manşetler?
“Gaffar Okkan gibi öldürüldü”, “Kanlı tahrik”.
Fethullahçı Zaman’a bakın:
“Karanlık güçler OHAL için devrede…”
Sanki saldırıyı PKK değil, “derin devlet” ya da “Hizbullah” yaptı…
Oysa PKK sözcüleri yırtınıyor:
“Eylemlerimizi kırsaldan kentlere taşıyacağız!..”
Bölgede OHAL’in gelmesini ben de istemiyorum. Demokrasi ve özgürlüklerin genişletilmesini savunuyorum.
PKK “yok” sayılarak, demokrasi ve özgürlük gibi kavramlar ortaya atılarak Güneydoğu tümüyle tarikatçı bir yapıya dönüştürülmek isteniyor.
***
Aktütün baskını sonrası TSK’yi suçlayanlar, Diyarbakır katliamında neden İçişleri Bakanlığı’nı suçlamıyorlar?..
Bu bir terördür!..
Sorumlusu ne asker, ne polistir!..
Nerede ülkenin bütünlüğünden söz edenler?
Neden yitirdik belleğimizi, niçin göremiyoruz sermaye-emek çelişkisini? Niçin örgütlenmiyoruz, neden emperyalizme karşı başkaldıramıyoruz?
Demokrasi ve özgürlükler emperyalizmin kucağına oturup “din kardeşliği” safsatasıyla değil, emekçi sınıfın kardeşliğiyle gerçekleşir. Temel çelişki sermayeyle emek arasındadır. Bu da Marksizmin temel saptamasıdır.
Bizse Ilımlı İslam’ın “Nakşi-Fethullahçı” tezgâhında ABD’nin şamar oğlanıyız artık.
Cumhuriyetin tüm kazanımları birer birer yok ediliyor. Ulus devlet tepeden aşağıya kuşatılıyor.
Bu suskunluk niye?
Kuzey Irak, ABD demek… Barzani, ABD demek…Talabani ABD demek..
Güneydoğu’yu kuşatan yoksulluk, binlerce işsiz diplomalı genç…
Barzani’nin bölgede yükselen gücü ve PKK terörü!
Devletin kalkınma modeli nedir? GAP mı, yoksa Nakşibendilik mi?
Şemdinli yöresinden, Batman’dan, Diyarbakır’dan, Siirt’ten kaç genç Barzani bursuyla Erbil Üniversitesi’nde okuyor?
Dağlıca baskını, Aktütün saldırısı… Diyarbakır’da polis aracının çapraz ateşe tutulması…
300 kişilik PKK topluluğu güpegündüz geliyor ve 17 canımızı alıyor! Diyarbakır’da 5 polisimizi öldürüyor…
***
Bir de Aktütün köyü var…
Orada çocuklar var, gençler, kadınlar, erkekler.
Star TV muhabiri o köye gitti, çocuklarla konuştu…
Okul yok, öğretmen yok, iş yok, aş yok!
Bir çocuk şöyle diyor:
“Bizim okulumuz, öğretmenimiz, kalemimiz, defterimiz işte bu!”
Çocuğun elinde boş kovan…
Kameraya boş kovanı gösteriyor sadece!
Uğur Dündar’ın gözlerinin içi doluyor, tıpkı benim gibi.
Yerimden kalkıyorum, salonun penceresini açıyorum.
Kilitlenmiş dillerinde, kapatılmış gözlerinde suskunluk olan o insanların acılarını içimde hissediyorum.
Aktütün’ün çocuklarını, yoksulluğu, babasının al bayrağımıza sarılı tabutuna sarılan bebeleri görür gibi oluyorum…
Ne diyebilirim?
Ağlama çocuğum, ağlama!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder