18 Ekim 2008 Cumartesi

Sizden korkmuyorum

Sizden korkmuyorum



TÜRKİYE'NİN HALLERİ

Murat Belge



Murat Belge - 17.10.2008


Aktütün’le ilgili bazı belge ve bilgilerin bizim gazetede yayımlanmasını, şu birkaç gün olmakta olan olayların izlemesi doğaldı ve beklenirdi. Özellikle iki şeyi kastediyorum: 1) Medyanın bilinen (muvazzaf) kesiminin böyle bir olay olmamış gibi davranması; 2) Genelkurmay Başkanı’nın tehditkâr bir konuşma yapması. Belki buna bağlı olarak, bir “yayın yasağı” uygulamasının gelmesi de beklenirdi. Burası Türkiye ve Türkiye’de işler böyle olur.


Ama burası yalnız Türkiye değil, burası artık “değişen Türkiye”. Evet, bu toplum Kenan Evren gibi birini bile yıllarca dinlemek zorunda kaldı, ama, belki de onun için, artık yeni yeni Evren’leri, Çevren’leri, Mevren’leri dinleyecek hali kalmadı.


Marx’ın belki en sık hatırlanan, tekrarlanan gözlemidir: tarihte bir şey ilkin trajik bir biçimde tecelli eder; ama daha sonraki taklitleri komedyadan öteye geçemez. Dünkü tablo da öyleydi. 12 Eylül günlerinde halkın “Beşi-bir-yerde” adını taktığı, ortada konuşan Genelkurmay Başkanı’yla “birlik ve beraberlik” mesajı veren yardımcıları, bu tablonun 12 Eylül’de üzerimizde kurduğu o depresif atmosferi yaratmaktan uzaktı –Başbuğ’un bütün korkutma çabalarına rağmen.


Bu konuşmanın özellikle bir kısmı üstünde biraz durmak gerektiğini düşünüyorum. Hani şu, PKK’nın “başarılı” olduğunu söyleyenlerin, akacak kandan sorumlu olacaklarını söylediği kısım. Bir kere, PKK’nın başarılı olduğunu, PKK’lılardan başka, söyleyen yok. Geçenlerde bu gazetede Etyen Mahçupyan benim de yıllardır söylediğim bir şeyi yazdı, yayımladı. PKK, bu çağın genel entelektüel iklimine uyum sağlamış bir örgüt değildir. Önce uluslararası ortamda, varoluşunu silâh ve ölüm üstüne kurmuş bir örgütün, birtakım marjinal kesimler dışında kimsenin “hayranlığı”nı kazanmasına imkân yoktur. Yurt içinde Kürt halktan aldığı destek de genellikle bir “namus borcu” olarak ödenen sessiz kabullenmenin pek ötesine geçmemektedir. Bunlara rağmen bu örgütün bunca yıldır bu mücadele gücünü gösterebilmesi ve dünyada da, isteksizce olsa dahi, Kürt sorununun zorunlu sözcüsü gibi kabul edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin şimdiye kadar uyguladığı politikaların sonucudur. Her türlü itirazı kan ve şiddetle bastırmaktan başka hiçbir anlayışa varoluş hakkı tanımayan devlet politikalarının. Ayrıca, genel olarak devletin çeşitli kolları arasında ve bu politikaların oluşturulmasında hangisinin her zaman ve en fazla ağır bastığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Onun için, birtakım “sorumluluklar”dan söz açılacaksa, buyurun açalım. Burada İlker Başbuğ’un kendinden çok temsil ettiği ve adına konuştuğu zihniyetin nelerden sorumlu olduğunu tartışalım. Bu tabii Kürt sorunuyla sınırlı bir olay da değil. Türkiye’de olagelen her olaya müdahale eden bu kurum ve bu zihniyet, başımıza gelen her şeyin sorumluluğunun da aslan payını taşıyor.


Yani burada kimse PKK’nın başarısından söz etmiyor. Konu, sizin başarısızlığınızdır. Başarılı olması imkânsız zihniyetinizi bu toplumun kaderi haline getirmekte gösterdiğiniz –ve son konuşmanızda da yeterince sergilediğiniz- “kararlılık”tır.


Bu yöntem, “toplumu korkutma” temeli üstünde kurulu. Kaş çatıp kaş kısarak insanları tehdit etmek, çeşitli somut uygulamaların eşliğinde, topluma empoze edile edile, toplumun bir alışkanlığı haline –büyük ölçüde- getirilebildi. On yılda bir darbe yapıp iktidarı gasp eden, ondan sonra bütün bir hukuk anlayışını çiğneyerek asan kesen, asmak için yaş büyütmekten bile korkmayan zorbaları görüp tanıyarak geldik buralara. Elbette korkanlar olacak. Ama, Abraham Lincoln’un ünlü sözünü bu duruma uyarlayabiliriz: “Halkın bir kısmını her zaman korkutabilirsiniz; bütün halkı bir zaman korkutabilirsiniz; ama bütün halkı her zaman korkutamazsınız.”


Kaş çatıp parmak sallamak, beşli saf tutup durmak, beni korkutmuyor. Sizden korkmuyorum. Benim ne halt ettiğim kendi başına önemli değil. Ama kötü haberi de vereyim. Sizden korkmayan daha çok kişi var ve sayıları gitgide çoğalıyor, çoğalacak.


Sizden korkmuyoruz.

Hiç yorum yok: