17 Ekim 2008 Cuma

‘Doğru yer’

17 Ekim Cuma 2008
Bir süredir zaten bunun üzerine düşünüyorum. Birçok konuyla ilgili doğru yer neresi? Nerede durmalı? Öyle bir politik dönemden geçiliyor ki en deneyimli olanlarımız bile her adımında bunu düşünüyor. Doğru adım ne?
Doğru duruş nedir? Durulacak doğru yer neresi? Ergenekon meselesiyle ilgili doğru tavır ne? AKP ile ilgili? Deniz Feneri? Kürt meselesi? Taraf gazetesinin pozisyonu ve misyonu?
Daha bir sürü, üzerine uzun uzun tartışılacak konu var. Bunlar üzerine uzun uzun tartışılacak konular. Tartışılabilecek konular.
Ama tartışmasız konular da var. Doğru yerin neresi, doğru duruşun hangisi olduğunu tartışmasız bildiğimiz, bilmemiz gereken konular.

Tek bir vicdan sesi
Bunlardan biri mesela Hrant’ın öldürülmesiydi. Hepimiz, bütün yazan-çizen-konuşan insanlar o anda ‘doğru yerin’ neresi olduğunu bildik.
Bir anda bir seferberlik halinde herkes aynı öfkeyi, tek bir vicdanın sesi olarak bağırmaya başladı.
Bugün de aynı teklik içinde, herhangi bir tereddüt yaşamadan aynı yerde duruyoruz, katillerden hesap soruyoruz.
Tıpkı dergi dağıtırken yakalanıp gözaltındayken ve tutuklu bulunduğu yerde döve döve öldürülen Engin Ceber için yaptığımız gibi. Engin Ceber ile ilgili olarak ne yazacağımızda bir tereddüt yok. Doğru yer belli, hesap sorulacak. Unutulmayacak.
Sert açıklama’
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ önceki gün gazetelerde ‘sert çıkış’ diye tarif edilen bir açıklama yaptı. Söylediği ve herkesin işaret etiği cümle şuydu:
‘’(...) herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde durmaya davet ediyorum.’’
İsim zikredilmemiş olsa da mesele Taraf gazetesinin Aktütün Karakolu baskınıyla ilgili haberiydi. Konu, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un doğru yerde bulmadığı bir gazete ve onun haberiydi.
Bir gazetenin durması gereken yer neresidir? Haberin yanıdır. Tek bir doğru yer vardır, gazetecilik ilke ve vicdanına uygun yapılmış haberler. Taraf gazetesi kurulduğu günden beri Türkiye’nin gündemini belirleyen haberlere imza attı.
Bu haberlerin kaynaklarını herkes merak ediyor elbette, ama konu bu değildir. Şu anda Taraf’ın benim de eleştirdiğim ideolojik pozisyonu da değildir. Konu, Taraf gazetesinin ve Taraf nezdinde gazeteciliğin ‘azarlanmasıdır.’

Azar değil yalanlama...
Böyle bir haber yayımlandıktan sonra durulacak doğru yer neresidir peki? Doğru yer, bir haber üzerine azar çekmek değil haberi yalanlamaktır. Ki eğer bu haber yalanlanamıyorsa Genelkurmay yönetimini ağır hukuki ve vicdani sorumluluklar beklemektedir.
Doğru yer, Türkiye’yi azarlanınca susan bir çocuk yerine koymak değil, sorulan sorulara cevap vermek, kaygıları, şüpheleri gidermektir. Tabutların sadece öfkeli bayrak gösterilerine, daha çok ölümü davet eden yürüyüşlere değil sorulara da, eleştirilere de yol açacağını kabul etmek gerekir.
Bunu hazmedebilme ciddiyetini göstermek gerekir.

Taraf gazetesi bir haber yaptı. Bu, bir gazete açısından doğru yerdir. Kimi zaman iddia ettiği entelektüel düzeyle tutarsızlık gösteren, ‘Paşa golfte’ cinsi çiğ manşetlere imza atsa da durduğu yer haberin yanı olduğu sürece bir gazete yanlış yerde durmakla suçlanamaz.
Haberin tek bir cevabı vardır, bu yalanlamadır.

Yeni bir dönem başlar...
Sert açıklama’ azarlamayla değil, yalanlamayla olur. Sorulara cevap vermekle olur. Hem belki böylelikle Türkiye’de yeni bir dönem başlar ve ordu ile basın arasında ‘mahsusçuktan’ değil, hakikaten bir ‘soru-cevap’ ilişkisi kurulur.
Böylece belki yazan-çizen-konuşan insanlar bu konuda ‘doğru yerin’ neresi olduğunu yavaş yavaş belirlemeye başlarlar.

Tıpkı Hrant öldürüldüğünde yaptığımız gibi durulacak doğru yeri hiç konuşmadan bile bilebiliriz belki zaman içinde.
Bu ülkenin de çocuklarını ölüme gönderirken soru sorma hakkı vardır. Herhalde vardır.
Çocukları dağlarda ölmüş insanları meydanlarda azarlayıp, sonra medyayı azarlayıp... O ölen çocuklar bizden de her seferinde bir şey götürüyor. Bu mesele azarla, sert açıklamayla kapanacak gibi değil. Doğru yer orası da deği
l.

Hiç yorum yok: