29 Ekim 2008 Çarşamba

KİM BU TAŞAKÇI FİKRİ?

KİM BU TAŞAKÇI FİKRİ?

Bir zamanlar; 12 Eylül’ün karanlık günlerinde bir polis vardı.

Adı, “Taşakçı Fikri” idi.

Bu unvanı kullandığı işkence yöntemiyle kazanmıştı. Şüpheli ya da zanlıları konuşturmak için hayalarını sıkardı.

Sol örgütleri takip eden birimde çalışırdı. Filistin askısı, elektrik, coplama vb. teknikler işe yaramadığında Taşakçı Fikri çağrılır; o da işini yapardı.

Fikri’nin işkencesine maruz kalanlar arasında “kitap yakalatanlar da” vardı.

İşkence tezgahındaki ilk soru şöyle olurdu:

“Konuş lan! Bu kitaplar sende ne arıyor? Karl Marks, senin deden mi; amcan mı lan.”

Derdini anlatabilirsen, anlat bakalım.

Kitap yakalatan ya da korsan gösteride yakalanan pek çok üniversite öğrencisi Fikri’yle tanıştı. Bunların her biri Marks’ın kitaplarını okumayı ciddiye alır, severdi.

Fikri’yle tanıştıktan sonra pek çoğunun muhtemelen çocuğu olmamıştır.

Taşakçı’ya, Laz Fikri de denilirdi.

O gün, devlette önemli görevler üstlenmiş laz kökenli bir bürokrat arkadaşımla görüşmeye gidiyorum. Aracın radyosu açık, Best FM istasyonunu dinliyorum.

Mikrofonda arkadaşım Murat Erdin var; çok sevilen “Konuşan Türkiye” programını yapıyor. Stüdyo konuğu TKP Genel Başkanı Aydemir Güler.

Komünist Manifesto’nun yazarı Karl Marks’ın kitaplarının yeniden aranılır hale geldiğini, dünyada satış patlaması yaşandığını konuşuyorlar. Malum, kapitalizmin krizi Amerika gibi devletleri bile çaresiz bırakıyor.

Erdin; “Marks haklı mı çıktı?” diye soruyor; aklıma Taşakçı Fikri geliyor: “Konuş lan, bu Marks ne diyor?”

Aydemir Güler, Marks’ın “Sermaye, bir toplumsal ilişkidir” sözünden dem vurarak bir şeyler anlatıyor.

Benim yüzümde ise bir tebessüm beliriyor. Taşakçı’ya, “Sermaye toplumsal bir ilişkidir” desen, ceplerini gösterip “Ne sermayesi lan; bugün ayın kaçı, cepte para yok” diyecekti.

Tabi siz göremeyecektiniz; çünkü gözleriniz bantlı olacaktı.

Taşakçı Fikri geçen hafta vefat etti. Daha doğrusu intihar etti.
Ahmet Erhan Çelik

Odatv.com
28 Ekim 2008
---------------------------------------------------------------------------------
ARHAVİ'Lİ LAZ FİKRİ SANADA KALMADI BU DÜNYA,HALA KÖTÜLÜKLERİNLE ANILIYORSUN .(M.O)
------------------------------------------------------------------------------------

İŞTE 12 EYLÜL'ÜN ÜNLÜ İŞKENCECİSİNİN SON GÜNLERİ

Taşakçı Fikri, işkenceli sorgu yaptığı dönemlerde, iri yarı, heybetli bir adamdı.

Ne var ki, silahını şakağına ateşlediğinde yere yığılan ufak tefek kalmış bir beden oldu.

Fikri’nin bedeni de, vicdanı da sorgulanmaktan bitkin düşmüştü.

Emekli polis Fikri, 10 gün kadar önce defnedildi. Anlatıldığına göre cenazesi çok kalabalıktı. Sessiz sedasız yapılan törene pek çok ünlü sima katıldı. Eski valiler, emniyet müdürleri, Fikri’yi yalnız bırakmadı.

Peki, Fikri neden intihar etti?

Hafta başında, “Kim bu Taşakçı Fikri” başlığı ile yayınlanan yazımız çok ilgi gördü. Yazının meseli kapitalizmin güncel kriziyle birlikte komünizmin babası Karl Marks ve kitaplarının dünyanın her yerinde yeniden popülerlik kazanmasıydı. Ama gelen tepkilerde öne çıkan unsur, Taşakçı Fikri oldu.

Marks’ın kitap satışları patladı; bu doğru. Oysa aynı kitaplar Türkiye’nin karanlık 12 Eylül günlerinde ve hemen öncesinde en tehlikeli suç aleti muamelesi görüyordu. Kitap yakalatan soluğu işkenceli sorguda alıyordu. Taşakçı Fikri de kitap yakalatanları ve o kitapları okuyanları sorgulardı.

Unvanını “komünistlerin hayalarını” sıkarak kazanmıştı.

Gençliklerini 1970’li yıllarda yaşayan pek çok insanın, O’nun işkence metodu yüzünden halen çocuk sahibi olamadığı konuşulur.

Dedim ya; meselemiz kriz nedeniyle kapitalizmin yeniden sorgulanmaya başlaması ve Marks’ın yeniden referans olmasıyla ilgiliydi. Ama Fikri’nin hikayesi hepimizi başka yerlere götürdü.

Taşakçı Fikri’ye, Laz Fikri’de denilirdi. Emeklilik günlerinde yaş alırken, “Dayı” hitabı öne çıktı.

Fikri, herkesin yanında eskilerden konuşmazdı. Konuştuğunda, “12 Eylül ve öncesi şartlarında yaptıklarım yanlış mıydı; haksız mıydım” diye sorardı.

Laz Fikri’yle ortak iki arkadaşımız var. Bu arkadaşlarımdan öğrendiğime göre Fikri’nin son yılları hep acı içinde geçti. Yaptıklarından pişmandı, geçmişini, kişiliğini sürekli sorgulardı.

Ne de olsa tezgahından yüzlerce insan geçmiş; onlara acı vermiş, itiraf almıştı.

Polislikten emekli olduğu yıllar, hastalıkları ve bitmek tükenmek bitmeyen ağrıları getirdi. Ağır şeker ve kalp hastalıklarına eklenen bel rahatsızlığı, Fikri’yi çelik korse içinde yaşamaya ve yerinden kımıldayamaz hale mahkum etti.

Arkadaşım, “Taşakçı Fikri” başlığına tepki gösterirken, arkasından konuştuğumuz kişinin bir ölü olduğunu hatırlatıp şunları söylüyor:

“Dayı, emekli olduktan sonra içkiyi, alemciliği bıraktı, namaza niyaza başladı. Allah’a çok inanan bir kişiydi ama intihar ederek hiçbir şekilde affedilmeyeceğini bildiği bir suçu işlemek zorunda kaldı.

Geçmişte yaptıklarından pişmandı, görevini yaptığını söylüyordu. Diğer taraftan komünizmle mücadele ettiğine inanır ve bundan da pişman olmadığını vurgulardı. Lisan - ı münasiple ‘Dayı sen de çok ah almış’ derdim, neden söz ettiğimi anlardı.”

Vicdanın kılıcı ne kadar keskin değil mi?

Marks’ı okuyanlar işkence görüyor. İşkenceci ise yıllar sonra intihar ederek hayatına son veriyor ve bugün Karl Marks yine okunuyor.

Taşakçı Fikri, Laz Fikri ya da Dayı Fikri; nasıl hitap ederseniz edin, O da bir insandı. Güzel bir ailesi vardı. Geçmişte insanlık dışı işler yaptı ve bugün acılarına isyan ederek intihar etti.

Hayaları sıkılırken acıya boğulan işkence mağdurları kadar, işkencecinin de mağdur olduğunu görmek acayip bir durum.

Ahmet Erhan Çelik

Odatv.com

31 Ekim 2008

Hiç yorum yok: