
Katiller Demokrasisi Hırsızlar Düzeni (1962-1971)
"Karanlıklarda çevrilen dolapları, kredi yolsuzluklarını, devleti milyonlarca lira zarara sokan suistimalleri belgeleri ile ortaya koyanlara suikastler düzenlenecekti.
Şimdi kamuoyu şu soruların cevaplarını araştıracak; kendilerine suikastler düzenlelen devrimciler hangi yolsuzlukları ortaya çıkarmışlardır?..Bu yolsuzluklara adları karışanlar kimlerdir... ve bunlar devletin hangi kademelerinde bulunmaktadır?.. Şimdiye kadar bu yolsuzluklar karşısında neden susulmuştur?..
İnsanlara cangüvenliği sağlayamamış bir düzene bir hukuk devleti denilemez. Devrimcilerin faili meçhul cinayetlere kurban gittiği bir düzene demokrasi denilemez. Yolsuzlukların devlet yetkililerini sardığı bir düzene Anayasa düzeni denilemez. Bu katiller demokrasisidir. Bu hırsızlar düzenidir." (29.12.1970, Devrim)
Uğur MUMCU
"Kemalizm sendromu" adı verebileceğimiz entel hastalığı, gerici tarikat yuvaları, Babıali yokuşu, ... İkitelli semti, İstanbul barları ve siyasete meraklı holding çevrelerinde hızla yayılıyor. Bu "entel ve mental" hastalık, genellikle düşünce tembelliğinden kaynaklanıyor. (Cumhuriyet, 10 Ağustos, Tembel Savaşçılar...)
Son yıllarda en yaygın suçlamalardan biri "resmi ideoloji sahibi" olmak: "Kemalizm devleti kuran ideolojidir. Bütün Kemalistler resmi ideoloji sahibidir." ... Bugün devlet, Kurtuluş savaşının ideolojisi ile mi yönetiliyor? ... Bugünkü resmi ideolojide ne "Kuvayı Milliye ruhu", ne Kemalizm var. Bugünkü resmi ideoloji "serbest piyasa" ve "Türk-İslam sentezi"... ... Ne kadar "zamanaşımına uğramış Marksist" varsa bu resmi ... ideolojiye sımsıkı sarılıyor. Bunlar, Amerika'nın "Yeni Dünya Düzeni" ile bölgeye getirmek istediği siyasal coğrafyayı da görmezden geliyorlarlar. (Cumhuriyet, 18 Ağustos 1992, Resmi İdeoloji...)
Amerika, ... Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'in siyasal haritasını yeniden çiziyor. (Cumhuriyet, 26 Temmuz 1992, Mayınlı Tarla...)
Yani Dünya düzeni, tek süper güç ABD'nin, ... "cebren ve hile ile" bütün dünyaya benimsettiği "Pax-Americano"dur. (Cumhuriyet, 5 Ağustos 1992, Yeni Dünya Düzeni...)
Sovyetler'in dağılması ve Körfez savaşından sonra dünya yeni bir sürece girdi. ... Bu sürecin adı "Pax-Am"dır. Bu süreçte Kuzey Irak'ta kurulan Kürt devleti şaşırtıcı değildir. (Cumhuriyet, 21 Temmuz 1992, Pax-Am...)
Hep aynı çıkar, hep aynı oyun! ... tek süper güçlü dünyaya geçişin kaçınılmaz sancıları... İdeolojiler değişiyor, devletler, sınırlar değişiyor... Değişmeyen bir tek gerçek var o da emperyalizmin kendisi!... (Cumhuriyet, 11 Ağustos 1992, Değişmeyen Gerçek...)
Uğur MUMCU
25 temmuz � 31 Aralık 1992 yazıları...
"Bazı ülkelerde bazı kimseler, devleti soymak için politikacı kılığına girerler. Partilerde, parlamentoda boy gösterirler. İhracat, ithalat, banka soygunu gibi işleri siyasal ilişkilerle yürütürler. Bunlar da çetedir. Çetelerin en aşağılığı da bunlardır. Bunlar, yüzlerine devlet adamı maskesi takıp, halkı soyarlar. Allah�a çok şükür, memleketimizde böyle çeteler yoktur!.. (Cumhuriyet, 22 Mart 1975, Çete...)
Bir toplum böyle çöker işte!..
Devletin yerini kaba kuvvet alır, susulur.
Yasanın yerini Allah alır, korkulur.
Yolsuzluklar, cinayetler birbirini izler, eller kollar bağlanıp götürülür.
Vuran vurur, öldüren öldürür ve bütün bunlardan sonra, bir çete gelir ve devleti teslim alır. (Cumhuriyet, 15 Ocak 1975, Bir Örnek...)
Amerikan kapitalizmi, bütün kirlerinden arınıp kendini yenileyebilirse, Türkiye�de Demirel gibi bir başbakan, Feyzioğlu, Erbakan ve Türkeş gibi başbakan yardımcıları istemeyecektir. Çünkü bu liderler, partileri gibi çağdışıdır." (Cumhuriyet, 12 Mart 1975, Geleceğe Doğru...)
Uğur MUMCU
"- İdeolojik maksat... aşırı cereyan... tehlikeli düşünce... fikir suçu... Bunlar hep, ülkede emekçiden yana bir düzen isteyenler için kullanılmıştır. Siz hiç sağcılıktan yargılanan bir fikir suçu sanığı gördünüz mü?.. Görmemişsinizdir. Çünkü ideolojiden yoksun olmak, fikirden de yoksun olmak demektir. (Cumhuriyet, 4 Ağustos 1975, İdeolojik Maksatla...)
Siz hiç fikir suçu sanığı, AP'li, DP'li, CGP'li, MHP'li gördünüz mü? Fikir suçu işlemek için de insanda bir parça fikir olması gerekmez mi? (Yeni Ortam, 22 Haziran 1974, Materyalist...)
Bir hukukçu çıksa da, bu ülkede yolsuzluklar için açılan davalarla düşünce suçlarından dolayı açılan davaların sayısını bir karşılaştırsa; Türk siyasal yapısının bütün çizgileri, en aydınlık biçimde ortaya çıkıverir. ... Düşüncelerinden dolayı binlerce insandan hesap soran rejim, yolsuzluklar için bir tek gün soru sormazsa, düşünce suçu adı altında kimleri neden yargılamak istediğini, neden bu amaçla yasalar hazırlattığı da belli olmaz mı?" (Cumhuriyet, 18 Kasım 1975, Özgürlüğün Bedeli...)
Uğur MUMCU
19 Haziran-30 Aralık 1975 arası yazılar. Milliyetçi Cephe ve ilkel sağcılık devam ediyor. Şidditlenerek, derinleşerek, asıl kimliğini, asıl yüzünü sergilemekteki pervasızlığı gittikçe artarak. Törör, baskı, yolsuzluk, adam kayırma, partizanlık... Hırsızlık, kaçakçılık... Bütün bunlar serbest; bir tek sol düşünce yasak.. Şiddet eyleminde bile sağ teröre hoşgörü, sol şiddete, şiddetle tepki.. Hep "sağ" düşünce adına, hep sola karşı... Toplum, gerçekten tam anlamıyla "cephe"leşmekte... Birbirine düşman kamplara ayrılmakta... En azından bu süreç hızlanmaya başlamış.
Kontrgerilla Öğretileri (Ocak-Haziran 1977)
"... vurulup vurulup öldürülen yurttaşlarımız, bir profesyonel katil çetesinin kurbanlarıdır. ... Bir ülkede her eylemi CIA örgütlemez, CIA planlamaz. Fakat oluşan olaylara CIA yön verir. Biçim verir. Bir yerde sıkılan kurşun, bir yerde patlayan bomba, öyle koşullar olur ki, CIA planlarına uygun düşer. Doğrudur; herkesi CIA yönetmez. Fakat birçok kişi, bilerek ya da bilmeyerek CIA planlarına araç olur. (Cumhuriyet, 29 Nisan 1977, Korku...)
... Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de CIA vardır ve bazı devlet kurumlarıyla iç içedir. CIA belli olaylara karışır, belli olayları saptırır, yozlaştırır. Amacı, hangi ülkede olursa olsun, solun, geniş bir birlik yaratarak iktidara gelmesini önlemektir. (Cumhuriyet, 7 Mayıs 1977, Yılgınlık...)
... Kontrgerilla, devletin yasal yetkililerince denetlenemeyen bir CIA kuruluşudur. (Cumhuriyet, 1 Haziran 1977, Acaba...)
... CIA ile Kontrgerilla arasındaki ilişkileri bilmeden, araştırmadan, şematik yorumlarla CIA olgusunu unutturmaya çalışmak, bilmem, kime hizmet olur!.."(Cumhuriyet, 8 Mayıs 1977, Oyuna Gelmemek...)
Uğur MUMCU
Devlet, Silah, Adalet (Haziran-Aralık 1976)
Devletin, şiddet ve terörü tek başına yürüttüğü günler oluyor. Buna devlet terörü diyoruz. Bir kısım şiddet olayları, devletten bağımsız kişi ve örgütlerce yapılıyor. Bir kısmı da tam anlamıyla karma oluyor. Bazı kamu görevlileri ile sağcı teröristler, aynı örgütte, aynı eylemde birleşiyorlar. Devlet kışkırtıcı ajan kullanıyor, suç işliyor, suç işletiyor. (Cumhuriyet, 9 Eylül 1976, Devlet ve Şiddet)
Bir toplumu ayakta tutan temel dayanaklardan biri, adalet duygusudur. Bu duygu bir kez yara aldı mı, demokrasinin temelleri de sarsılmış demektir. ... Adalet, bağımsız mahkemeler aracılığıyla dağıtılırsa adalet duygusu güçlenir. ... Devletin görevi adam öldürmek değildir. Devlet, sanıklar kim olursa olsun, suçları hangi türden olursa olsun, haklarında suç belirtileri bulunan kimseleri, sağ olarak mahkemeler önüne çıkarmakla yükümlüdür. ... Bundan da acısı, mahkemelerin yerini silahla, bombayla doldurmak isteyen anlayıştır. ... Yargıçları yok sayan siyasal iktidar, bundan sonra silah yoluyla mı adalet dağıtacaktır yoksa!?.. (Cumhuriyet, 30 Ocak 1976, Silah ve Adalet)
Uğur MUMCU
Bir Devlet Arıyoruz (Temmuz-Aralık 1977)
"Sağcılıktan, solculuktan vazgeçtik; önce ciddi bir devlet gerekiyor. Reformdan, devrimden vazgeçtik; evet, doğru; şu kan selini durduracak bir devlet arıyoruz.
Şu kan selini durduracak, bütün olan bitenlerin hesabını soracak ve eşkiyadan korkmayacak bir devlet arıyoruz.
Ve yüreğinde insan sevgisi olan politikacı arıyoruz..." (Cumhuriyet, 28 Aralık 1977, Devlet Korkar mı?)
Kuvvayı Ticariye Ruhu (Ocak-Haziran 1985)
Son yıllarda azgelişmiş demokrasimizin demirbaşları tarafından sık sık kullanılan bir kalıp var:
- Milli ve manevi değerlere bağlıyız... ... Bunlar, çoğunlukla "milli değerler" yerine, ümmet düşüncesine ağırlık veren ve uluslararası kapitalizmin görünür ve görünmez ellerine açıkça teslim olmuş insanlardır. Bunlar, soylu şair Mehmet Akif'in emperyalizme kafa tutan yiğitliğinden de hiç paylarını almamışlardır. Başkaldıran milliyetçiliğin adı "antiemperyalizm"dir; nerede bizim "muhafazakar"larda Mehmet Akif inancı!
... Bunlar "manevi değerler"e değil, "maddi değerler"e bağlıdırlar. Şu kapkaç düzeninin menkul değerleri gibi, insan kişiliğini elden ele dolaştırıp yozlaştıranların bağlı oldukları hangi "manevi değer" olur ki bunlar bu değerlere bağlı sayılsınlar! "Kuvvayı Milliye ruhu" ile yücelen "milli ve manevi değerler", şimdi "kuvvayı ticariye ruhu" ile açık artımaya çıkıyor. Soygunun, rüşvetin kol gezdiği ortamlarda, arabesk ümmetçilik ile faşizan ırkçılığın adı ne zamandan beri "milli ve manevi değerlere bağlılık" olmuştur? Geçin efendim, geçin!.. (Cumhuriyet, 31 Mart 1985, Milli ve Manevi...)
Uğur MUMCU
1 Ocak � 25 Haziran 1984 yazıları...
Türkiye'de "irtica örgütleri"nin 12 Eylül döneminde güç ka-zandıkları, bu dönemin doğal uzantısı olan ANAP iktidarında da iyice geliştikleri yadsınmaz gerçeklerdir. 12 Eylül döneminin başbakanı Sayın Ulusu "Süleymancılık tarikatının mallarına el konulması için yasa hazırlığı yaptıklarını, ancak ... insan hakları baskısı yapılıyor imajı vermemek için ... yasayı çıkarmadıklarını" söylüyor. ... Atatürk'ün vasiyeti hiçe sayılarak Dil ve Tarih Kurumlarına el konurken akla gelmeyen sakınca, demek "Süleymancılık tarikatı"nın mallarına el konmasını engelliyor. İşkenceler için yapılan insan hakları yayınlarına kapanan kulaklar, Süleymancılık tarikatının malvarlığı için açılıveriyor. (Cumhuriyet, 10 Aralık 1986, Bereket Vakfı...)
"İrtica örgütleri arasında sayılan "İlim Yayma Cemiyeti"nin kurucularından biri kimdir biliyor musunuz? Başbakan Özal!.. ... Bugün Nakşibendi tarikatı kadar etkili hiçbir örgüt yoktur. Bu tarikat hakkında bir Meclis araştırması açılabilir mi? ... Atatürk heykellerinin en çok dikildiği, düşüncelerinin ise yok edildiği dönemleri yaşamıyor muyuz? (Cumhuriyet, 3 Aralık 1986, Balta ve Taş...)
Tekbir sesleri ile Atatürkçülük... Said-i Nursi Hazretler'ine yapılan övgülerle Atatürkçülük... Sağdan üç-beş oy alma uğruna solculuk adına gerici sakalı sıvazlayan Atatürkçülük... İşte yasaklı ve kısıtlı demokrasinin ulaştığı nokta budur. Atatürk'ün kemiklerini sızlatan olgu da sanırız budur. (Cumhuriyet, 17 Eylül 1986, Din Sömürüsü...)
Uğur MUMCU
Modern Türban (Haziran-Aralık 1988)
...İhsan Doğramacı, "türban" kavramına bir yenisini eklemiştir: "Modern türban!.." 12 Eylül askeri rejimi ile ekilen tohumlar yeni yeni yeşeriyor. Zorunlu din dersleri ile din eğitimi tarikatların eline verilirken, tarikat şeyhleri ve müritlerinin cenazeleri, Bakanlar Kurulu kararnameleri ile kaldırılıyor. Arabesk-liberal anlayış içinde devlet, Türk-İslam sentezi kadrosuna teslim ediliyor. Kara Harp okulunda "Atatürkçülük ve İnkılap Tarihi" derslerinde "Hızır Nebi İnancı, "cemre düşmesi" , "nevruz" gibi sorular sorulabiliyor. "Dini sakal dışında" sakal bırakanların orduevlerine girmeleri yasaklanıyor. İnanmıyoruz ama, türban denince özgürlük ve demokrasi şampiyonu kesilenlerin, sıra 1402 sayılı yasa ile üniversiteden devlet zoruyla uzaklaştırılan öğretim üyelerine gelince, nasıl bin dereden su getirdiklerini de acıyla izliyoruz. Türban olayı bir din sömürüsü olayıdır. ... Bugün türban, yarın, cilbab, öbür gün fes... (Cumhuriyet, 6 aralık 1988, Türban ve Cilbab...) Hiçbir sorun yasakla çözülmez. Türban konusunun da yasakla çözüleceğine inanmıyoruz. ... 12 Eylül ile birlikte örgütlü biçimde gelişen "irtica"nın devlet kaynaklı olduğu artık gözden uzak tutulmamalıdır. ... Rabıta olayı, bu "kuşatma harekatı"nın çok açık bir örneğidir. Gülsuyu, after shave.. yeşil bere.. Rolex saat.. çember sakal ... cübbe ve Davidoff purolar... Ve türban... Bir yanda düşünce ve örgütlenme yasakları sürüyor, öte yanda türban yasakları kalkıyor. Bir yanda, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere devlet zoru ile tek tip elbise giydiriliyor, öte yanda İslamcı genç kızların başına yasalarla türbanlar sarılıyor!.. Tabii bütün bunlar "12 Eylül ruh ve felsefesi" ile "Atatürk ilke ve inkılaplarına" uyularak yapılıyor. (Cumhuriyet, 20 Kasım 1988, Pazarlık...)
Uğur MUMCU
Serbest Piyasa ve Kemalizm (Mayıs-Kasım 1991)
Son yıllarda Türkiye'de yeni bir siyasal paranoya ortaya çıktı. "Piyasa fetişizmi" ve "kemalizm düşmanlığı"... Bu, entellektüel görünüşlü bir yeni McCartizm'dir. ... Özal ve ANAP'a karşı çıktınız mı tamam: "Sivil toplum düşmanısınız... Kemalist darbe hazırlıyorsunuz... Cuntacısınız... İttihatçısınız... Piyasa ekonomisinin karşıtı Kemalizm midir? Hayır. Piyasa ekonomisi yalnızca Leninist sistemde yoktur. Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu'ndan bu yana ticaret serbesttir; piyasa ekonomisi ağır aksak da olsa işlemiştir. (Cumhuriyet, 2 Kasım 1991, Yeni McCarticilik...)
ANAP Türkiye'ye serbest piyasa ekonomisi mi getirdi? Hayır. Tersine, ekonomide devlet müdahalesini artırdı. Ekonomide piyasa güçleri yerine, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı katlarındaki emir-kumanda yönlendirici oldu. (Cumhuriyet, 29 Ekim 1991, Aymazlık...)
Sömürü kalktı mı? Kalkmadıysa sol ölmez. Sosyal demokrasi ölmez, sosyalizm ölmez. Sömürü kalktı da Türkiye'de sınıfsız toplum mu kuruldu. Kurulmadıysa sol ölmez, solculuk ölmez, sosyalizm inancı ölmez. (Cumhuriyet, 2 Kasım 1991, Yeni McCarticilik...)
Sol bitti mi? Her halkın devrimcisi ve gericisi vardır. Sağcı olmadan solcunun, solcu olmadan sağcının ideolojik kimliği anlaşılmaz. ... Milliyetçilik ve şovenizm yok mu? Var. Her ulusun yurtseveri, milliyetçisi, devrimcisi, işbirlikçisi vardır. ... Sadrazam Damat Ferit, işbirlikçidir ve Türk'tür. Şurayı Devlet Başkanı Seyit Abdülkadir işbirlikçidir ve Kürt'tür. ... Diyorlar ki "Kürt şovenizmi olmaz..." Niçin olmaz? Olur. Dilini serbestçe konuşamayan bir halkın tepkileri anlayışla karşılanır. ... Ancak bu tepkilere "devrimcilik, sosyalistlik" etiketi yapıştırlamaz. Çünkü etnik özelliklerin ön plana çıktığı hiçbir siyasal akım, sosyalist olamaz. (Cumhuriyet, 23 Haziran 1991, Yasaklar Kalktıkça...)
Uğur MUMCU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder