19 Ekim 2008 Pazar

Celal Bayar raporu okunmalı

RIZA ZELYUT

Toprak reformu 1936’da hazırlandı

Doğu illeri, bizim rejimimize gelinceye kadar kesin bir tarzda hakimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş hükümetler, halk üzerindeki hakimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve şeyhler soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermek suretiyle müşterek ‘nemelazımcı’ idare devri yaşanmıştır.” Celal Bayar, 1936

Türkiye, 25 yıldır PKK terör örgütüyle mücadele yürütüyor. Doğu’nun bölgesel sorunlarının etnik soruna dönüştürülmesiyle birlikte parlayan terör; uluslararası destek görerek varlığını sürdürüyor. Geçmişte de etnik nitelikli duygularla dinsel duygular iç içe geçerek Doğu’da ikide bir isyanlar çıkarılmıştır. Bunların önemlileri Şeyh Sait isyanı, Ağrı ayaklanması, Dersim isyanıdır. Bu ayaklanmalar; aslında bölgedeki toprak düzeninin ağalık ve şeyhlik sistemine dayanmasından kaynaklanmıştır. Bölgede ağalar ve şeyhler merkezdeki devletle işbirliği içinde yoksul köylüleri ve göçebeleri acımasızca soymuşlardır. Çifte soygun yiyen bölge yoksullaşmış; halk cahil kalmış; şeyhler de bu cahil kitleyi kolayca uyutmuşlardır. Bugün de aynı sistem devam ediyor.

Atatürk, 1931 yılında; Diyarbakır, Malatya, Elazığ ve Dersim gezisinde, Doğu ve Güneydoğu ile ilgili izlenim ve düşüncelerini yanında bulunan Sabiha Gökçen’e şöyle ifade eder: “İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor. Geçtiğimiz yerlerde fabrikalar görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, küçük fakat canlı tertemiz sağlıklı insanların yaşayabileceği evler… Büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum. Gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların, yüzleri sararmamış, dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum. İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya da ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak yurdumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum. Ve bunu çok ama çok yapmak istiyorum. Ben yapabildiğim kadarını yapayım, sonra ne olursa olsun demek benim kitabımda yok. Geleceği, geleceğin Türkiye’sini, düşünmek görevim. Bir iş aldık üzerimize, bir savaşın üstesinden geldik, şimdi ekonomik alanda savaş veriyoruz, daha da vereceğiz… Bu heyecanı yaşatmak, bu heyecanın ürünlerini görmek lazım.

Görüldüğü üzere Kemal Atatürk, bölgenin sorununu ekonomi ve eğitim alanında geri kalmışlığa bağlıyor ve bu düzenin değiştirilmesi için çözüm yollarını düşünüyor. Ve 3 yıl sonra, “Fırat ve Dicle nehirlerinde bir insanlık gölü inşa edelim” diyerek GAP’ın bile işaretini veriyor.

İLK HÜKÜMETLER İLGİLİYDİ

Bugün, bizzat Başbakan Erdoğan’ın ağzından çıktığı kadarıyla ‘Kürt sorunu’ olarak gösterilen sorun; Osmanlı Devleti zamanından, Cumhuriyet dönemine aktarılmıştır. Bu yüzden Cumhuriyetin ikinci yılına girilmeden Şeyh Sait isyanı patlak vermiştir. Cumhuriyet rejimi bu isyanı bastırdıktan sonra sorunla ilgilenmeye başlamış ve 1925 yılından başlayan raporlar düzenlenmiştir. 1938 yılına kadar 10′u bulan rapor ortaya çıkmıştır

14 Haziran 1934′te yapılan Meclis görüşmesinde Atatürk, toprak reformunun gerekçesini şöyle anlatır:

Şark’ta (Doğu’da) geniş çiftlikler ve bu çiftliklerde serf (köle) gibi yaşayan topraksız ve fakat toprağa bağlı birçok insan vardır. Ancak aynı vaziyette çiftliklere ve insanlara Anadolu’nun diğer birçok yerlerinde de tesadüf olunmaktadır. Şark’ta bu topraksız ve fakat toprağa bağlı insanları bu bağdan kurtarıp toprağa sahip kılmak ne kadar lazımsa Garp’ta (Batı’da) da aynı vasıftaki bu insanları aynı surette kurtarmak aynı derecede ve belki daha şiddetle lazım zaruridir. Toprak Yasası’nın bir sonuca eriştirilmesini TBMM’nin üstün çabalarından beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması kesinkes lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve bayındırlığı bu ilkeye dayalıdır. Bundan başka büyük toprakların çağdaş araçlarla işlenerek ülke için daha fazla üretim alınmasını teşvik etmek isteriz.” Atatürk, toprak reformu üzerinde durarak, topraksız köylüye toprak verilmesini 1 Kasım 1937’de, TBMM’nin açış konuşmasında, şöyle ortaya koyar: “Milli ekonominin temeli ziraattır. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır. Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle bölünmez bir mahiyet alması şarttır.

CELAL BAYAR RAPORU

Bu 10 rapor içinde en dikkat çekici olanı Celal Bayar’ın 1936 yılında yaptığı incelemelere dayandırdığı rapordur. Başvekil İsmet İnönü’ye sunulan raporda, daha o zamanlarda Doğu’da yaşayan insanlara farklı muamele yapıldığı söylenerek eleştiriliyor: “Doğu illerinde hakimiyet ve idare bakımından göze çarpan bariz bir hakikat vardır: Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarından sonra Türklük ve Kürtlük ihtirası karşılıklı şahlanmıştır. İsyan edenleri tenkil etmek için şiddetin manası anlaşılır ve yerindedir. İsyandan sonra, fark gözetmeksizin idare etmek de bundan ayrı ve mutedil bir sistemdir. Gözlemlerime göre, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın hayatında canlılık vardır; faaliyet vardır. Bu husus kendilerinde ve çocuklarında dikkat çekmektedir. Esasen söz etmek istediğim canlılığın en kat’i bir delili de buldukları boş ve bereketli yerlere derhal hiçbir taraftan destek görmeden yerleşmiş ve işe başlamış olmalarıdır.Hariçten sokulmaya çalışılan politikanın bozguncu akımlarını kırmak ve bu yurttaşları ana vatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmi ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir tepkiden ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar hakkında ne gibi bir sistem takip edileceği idare memurlarınca açık olarak bilinmiyor. Bunu sisteme bağlayarak, kendilerine açık emir verilmesini çok yerinde ve faydalı bir tedbir olacaktır. Hiç olmazsa bu suretle tereddütlerin ve kişisel yorumlara dayalı keyfi hareketlerin önüne geçilmiş olur.

ÇÖZÜM AĞALARI SÜRMEK

İktisat Vekili olarak görev yapan ve kısa süre sonra da Başbakanlığa atanacak olan Celal Bayar; hazırladığı raporda çözüm önerilerini de ayrıntılı olarak sunmuştur. Bölgeye yol yapılması, demiryolu ağının yaygınlaştırılması, hayvancılığın bilimsel usullerle yeniden yapılandırılması, etlerin frigorifik tren vagonları ile ihracının planlanması, deriyi işleyecek tesislerin kurulması; pamukçuluk, tütüncülük gibi yeni tarım dallarının faaliyete geçirilmesi; bölgeye fabrikaların devlet eliyle kurulması; bunun için bir finans merkezinin oluşturulması gibi ayrıntılı öneriler raporda yer alıyor. Celal Bayar’ın asıl önerisini ise toprak reformu oluşturuyor. Celal Bayar bu konuyu şöyle açıklamaktadır: “Şark vilayetlerinde toprak tevzi etmenin (toprak düzenini değiştirmenin), halkı toprak sahibi kılmanın ehemmiyeti aşikardır. Gayemiz bunları sadece toprak sahibi yapmakla iktifa etmek de değildir. Mümkün olduğu kadar kredi vasıtalarını, üretim imkanlarını da aynı zamanda vermek lazımdır. Ürünlerin satışlarını da temin etmek icap eder. Bu suretle hükümet, ağalarının yerini alır ve bu tarz hareket, halkla hükümeti birbirine bağlar. Vaktiyle yapılmış olan arazi düzenlemesinin bir kısmında bazı yolsuzluklar olduğu iddia ediliyor. Diyarıbekir’e gelirken bir köy halkı ile görüştüm. Bir kısmına 150 dönüm arazi verilmiş , bir kısmı mahrum bırakılmıştır. Farklı muamele yapıldığı anlaşılıyor.Köylüyü toprak sahibi yapmak, köylüyü hükümete bağlayacak çok etkili bir tedbirdir. Bu tedbirin tam semere vermesi için de ikinci bir şart vardır. O da muhitteki nüfuz sahibi mütegalibenin aileleri ile birlikte iç vatana nakil edilmesi keyfiyetidir. Bu hareket devlet nüfuz ve kuvvetini göstermekle beraber, halkın baskıcı zorbadan doğrudan doğruya kurtulmasına yardım etmektedir. Bu yüzden de bölgede memnuniyet yaratmaktadır.

KÜLTÜREL HAK DİYEREK

Bugün PKK ile mücadelede hiçbir politikacı bölgenin sosyoekonomik yapısını değiştirecek önlemlerden söz etmiyor. Uzman geçinen kişiler de PKK’nın önerilerini kültürel haklar adı altında Devlet’e dayatıyor. Başbakan Erdoğan, hiç değilse Bayar’ın 72 sene önceki bu raporuna göz atmalı. Çözüm belli, sonuçta ağalara-şeyhlere dokunmak gerekiyor. Soruna böyle derinlikli biçimde bakacak güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç var. Sadece hükümetin değil muhalefetin de bu anlamda değerlendirme zamanı geldi de geçiyor bile…

Hiç yorum yok: