| mine.gokce@wanadoo.fr |
Ucuz can pazarıRadyodan, iç kıyan bir müzik ya da Arapça ilahiler yükselmiyor. Lime lime Türkçe’yle geyik programı yapan bir geri zekâlının senli benli yıvışıklığı da duyulmuyor... Göstergeler iyi. Kellesine göz atıyorum. Temiz giyimli, gençten bir şoför. Umarım normal göründüğü kadar, sessiz de biridir. Kaçındığım türler dışında kalan ‘normal’ şoförler de Türkiye’nin, ‘ne olacak bu memleketin hali’ taksimetreleridir çünkü... Oysa gideceğimiz yol az buz değil. Kenti bir uçtan bir uca katedeceğiz. Ve ben gına getirdiğim klişeleri, bir kez daha dinlemeye tahammül modunda değilim! Bugün, istisnai olarak değilim. Yoksa nankörlük etmeyeyim, neler neler öğrenirim taksi şoförlerinden. Örneğin Türkiye’de ticari ya da özel hemen her arabada, ateşli olmasa bile vurucu, kırıcı bir silah bulunduğunu... Bu silahlanma tutkusunda en ‘trendy’ sopanın özel tornalanmış masa bacağı olduğunu... Ucuna açılan delikten geçirilen kordonla bileğe iyice sarılıp, dövülen adama masa bacağını vuranın elinden böylece kaymadığını falan, hep taksi şoförlerinden edindiğim ‘hayat bilgisi’ne borçluyumdur. Zaten bu bilgiler sayesinde her taksiye binmem. Bindiğimde de hep, ‘İyi günler beyefendi’ diye söze başlarım. ‘Beyefendi’ hitabının, taksi şoförleri üzerinde sihirli bir etkisini keşfettim. Yüzlerini görmüyorum ama enseleri ürperiyor. Arka koltuğa bir uzaylı oturmuş duygusuna kapılıyorlar. Uzunca bir süre susup düşünüyorlar. Ne düşündüklerini tahmin etmek de pek güç değil. Kimisi, ‘Acaba deli mi?’ diyordur, kimisi ‘buralı’ olmadığıma hükmediyordur. ‘Hemşire nirelisin’ diye sorup ‘İstanbulluyum’ dediğimde inanmayanların sayısına bakılırsa, ikinciler çoğunluktadır. Neyse. Sonradan adının Şefik olduğunu öğrendiğim taksi şoförüyle de böyle, uzunca bir süre konuşmadan ilerledik. Trafik nerede tıkandı, hangi maganda emniyet şeridine tecavüz edip bizim taksinin şerefiyle oynadı bilmiyorum, Şefik’in bilyeleri dağıldı. Türkiye’yi saran yiyiciler üzerine veciz bir nutuktan sonra içini çekip, sözünü, “Bu memleketi adını koyarken yemeye başlamışlar” diye tamamladı. Haydaa... “Nasıl yani” diyebilmişim. “Düşünsene abla” dedi. “Türki...ye! Sen başka memleket biliyor musun ye takısıyla biten? Almanya, Arabistan, Finlandiya, İngiltere, Pakistan... Kendi dilimizde bile Türkiye’den başka ‘ye’meklik ülke yok. Dikkatini çekmedi mi hiç? Yemlendikleri her yer, ‘ye’ öğüdüyle bitiyor. Beledi..ye. Mali..ye. Adli..ye. İrsali..ye. Askeri..ye. Sıhhı..ye. Nakli..ye! Vb. vb.” Nutkum tutulmuş. “Ama ‘ye’ arapça bir takı, Türkçe değil” diyecek oldum. “Ben duyduğumu anlarım” dedi. “Ye, diyorlar, ye. Ama bir evladiye var ki evladiye, sekiz yaşında bir oğlum var, andım olsun ona dokunamazlar. Çeker giderim, kaçarım gerekirse ama evladımı yedirmem!” Bu mu askeri mimari? İleri karakol böyle mi olmalı? Kim inşa etmiş bu gecekonduları? Foça’daki, Antalya’daki, Eğridir vb.deki kale gibi dinlenme tesisleri askeri mimariyse, Aktütün Jandarma Karakolu ne? Yok Aktütün karakolu askeri mimariyse, kale gibi dinlenme tesisleri neyin nesi? Bu ülkede cumhurbaşkanının, başbakanın, bakanların, genelkurmay başkanının, irili ufaklı nice mevkilerin, halefleri ve selefleriyle zırhlı zırhsız Mercedes’leri var. Baktım, baktım, allame olmaya gerek yok, hesap ortada: Olmayan mimarinin mimar ücreti zaten yok, Aktütün Jandarma Sınır Karakolu’na harcanan beton parası, eski model bir Mercedes’in yarısı etmez. Niye bu kadar ucuz Aktütün Jandarma Sınır Karakolu, ucuz olan ne? Vatan mı, evlat mı, can mı? |
7 Ekim 2008 Salı
Ucuz can pazarı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder