DÜRÜST VE AHLAKLI OLMADAN KAZANAMAZSINIZ
Kendi alt gruplarının birbirini yok etmeye çalıştığı bir ülke neden ciddiye alınsın? Birbirini ezmeyi, tektipleşmeyi, güç savaşlarını yönetim biçimi sanan bir toplumdan sağlıklı bir demokrasi çıkar mı? Daha ilkokul sıralarında arkadaşını geçmeyi, rekabeti sadece başkalarını saf dışı bırakmak olarak öğrenen bireyler, yetişkin olduklarında nasıl bir medeniyet inşa edebilir?
Biz, birbirimizi yok etmeyi severiz. Birlikte üretmek, büyütmek, paylaşmak yerine birbirimizi tüketiriz. Dışarıdan saygı beklemek bir yana, biz kendi kendimize bile saygı duymayız. Üstelik bunu bir hayat felsefesi hâline getirmişiz.
Ahlakı sadece dinden ibaret sayan, erdemi yalnızca çıkarlarıyla sınırlayan, farklı yaşam kültürlerini öğrenmeye tenezzül etmeyen nesiller yetiştirdik. Eğitim sistemimiz, çocukları birey değil, yarış atı gibi yetiştirdi. Önce kara tahtalarda, sonra tablet ekranlarında harfleri öğrettik ama insana, doğaya, topluma saygıyı öğretemedik. Onları daha çocuk yaşta acımasız bir yarışa soktuk ve sonra onlara şunları gösterdik:
Sokakları kirletmenin, yere çöp atmanın önemsiz olduğunu,
Yürüyüş yaparken karşıdan gelene yol vermemenin olağan olduğunu,
Hayvanlara eziyet etmenin “güç göstergesi” sayıldığını,
Doğayı tahrip etmenin cezasız kalacağını.
Sonra meslek sahibi olduklarında ise şu ahlaksızlıkları normalleştirdik:
Esnafsan, müşterini kazıklayabilirsin.
Köylüysen, daha fazla kazanç için GDO’lu ürün üretebilirsin.
Sanayiciysen, ucuz iş gücüyle insanları sömürebilirsin.
İş adamıysan, hileli mal satabilirsin.
Memursan, devlete sırtını dayayıp yatabilirsin.
İşçiysen, emek vermeden yemek isteyebilirsin.
İmamsan, hurafelerle din satabilirsin.
Ama bir tek dürüst ve ahlaklı olmayı öğretmedik!
Peki, gerçekten kazananlara bakalım:
Japonya dürüst ve ahlaklı olduğu için kazanıyor.
Hollanda dürüst ve ahlaklı tarım yaptığı için kazanıyor.
Almanya dürüst ve ahlaklı olduğu için halkı ona inanıyor.
Demek ki zeka önemli, ama onu doğru kullanabilmek için dürüst ve ahlaklı olmak şart.
ÜNİVERSİTE SINAVLARINDA TÜRKİYE 56.SI OLMUŞ ÖZGÜR BOLAT'IN EĞİTİM, BAŞARI VE MUTLULUK HAKKINDA GÖRÜŞLERİ
Boğaziçi'ni birincilikle, Harvard'ı 4.00 ortalamayla bitirmiş, üstüne de Cambridge'de doktora yapmış Özgür Bolat tüm bu başarıların ardından şaşırtıcı şekilde bunların önemsiz olduğuna kanaat getirmiş ve şunları söylüyor:
Ben Türkiye'deki insan yetiştirme modelini hem ailelerde hem de okullarda değiştirmek isteyen birisiyim. Var gücümle bunun için uğraşıyorum.
Dünyanın en saygın araştırma şirketi Gallup'a göre dünyada mutluluk sıralamasında 74.üncü sırada bir ülkeyiz.
Ailem, akrabalar, komşular, herkes “Özgür, yine birinci olmuş!" deyince, babamı mutlu görünce benim bilinçaltıma şöyle bir şey yerleşti:
İnsanlar; beni birinci olduğum için, başarılı olduğum için, kabul ediyor ve seviyor. Babam da... Ben de başarılarımla kabul göreceğimi düşündüm.
Ve o andan itibaren sürekli başarılı olmak için uğraşıp durdum... Sanki sadece başarılı olursam onların gözünde değerli olacaktım.
İşe yarayan nedir biliyor musunuz?
Tek başınıza kaldığınızda, huzur ve hissedebilmek. Var olan durumu olduğu gibi kabul edebilmek.
Şimdiki aklım olsa o okullara gireceğim diye kendimi parçalamazdım. Çok bir şey ifade etmiyor aslında. Dünyanın en depresif öğrencileri Harvard'da... Neden?
Çünkü hepsi başarı odaklı. Oraya giriyor ama aynı anda depresyona da giriyor.
Sizin için hangisi önemli?
Çocuğunuzun okuldaki başarısı mı, yaşamdaki başarısı mı? Robin Williams niye int*har etti? Hollywood'un en ünlü, en başarılı insanlarından biri niye int*har ediyor?
Çünkü içinden boşluğu, dışarıdan gelenler; başarı, para, şöhret dolduramıyor.
Yetmiyor. Kimseye yetmez.
Benim çocuğum ne olsun biliyor musun?
Bir kafede çalışsın, yeter ki huzuru olsun...
Dr. Özgür Bolat Eğitim Bilimci
Ozanca
05 Şubat 2020

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder