Bir Ülkenin Çöküşü: Türkiye'nin Karşı Karşıya Olduğu Felaketler
Normal bir ülkede, böylesine derin krizlerin binde birini yaşayan halk ayağa kalkar, hükümet istifa etmek zorunda kalırdı. Ancak Türkiye’de yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal yıkıma rağmen geniş bir kitle suskun, bir kısmı ise çaresizlik içinde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ekonomik Felaket ve Sosyal Çöküş
Ülke derin bir ekonomik krizle boğuşuyor. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor, beslenme ve barınma en büyük sorun haline gelmiş durumda. Çocuklar okullara aç gidiyor, sınıflarda bayılan öğrenciler artık sıradan haberler haline geldi. Askıda ekmek, askıda fatura gibi dayanışma mekanizmaları yoksulluğu gizlemeye yetmiyor çünkü alım gücü hızla eriyor. Açlık sınırı 23 bin lira, ortalama kira fiyatı en düşük 20 bin lira, asgari ücret 22 bin lira, emekli maaşı ise sefaletin resmi belgesi: 14 bin 453 lira. İnsanlar artık sadece geçinememekle değil, hayatta kalma mücadelesiyle karşı karşıya.
Eğitimin Çöküşü ve Geleceksiz Bir Nesil
Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim kurumlarını cemaat ve tarikatların yuvası haline getirdi. Bilimsel eğitim yok edildi, eğitim politikaları çağ dışı uygulamalarla kuşatıldı. Ezberci, sorgulamayan, özgür düşünmeyen nesiller yetiştiriliyor. Eğitimi yozlaşmış bir toplumun geleceği olamaz. Düşünmeyen bir toplum, özgürlüğünü de kaybeder, hukuksuzluk karşısında sessiz kalır.
Hukukun ve Adaletin Yok Oluşu
Adalet sistemi çökertildi. Hükümet, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımadığını açıkça ilan ediyor. Mahkemeler rüşvet, talimat ve siyasi hesaplarla çalışıyor. Muhalefet baskı altında, düşünce ve ifade özgürlüğü yok edilmiş durumda. Muhalifler uydurma suçlamalarla hapishanelerde çürütülüyor. Sanatçılar, akademisyenler ve entelektüeller düşman ilan edildi, kültürel yaşam hedef alındı.
İnsan Hayatının Hiçbir Değeri Yok
Bolu Kartalkaya’daki otel yangınında 78 yurttaşımız hayatını kaybetti. İçişleri Bakanı “10 gün içinde suçlular adalete teslim edilecek” dedi ancak 20 gün geçti, hâlâ bir açıklama yok. Otelde yangın merdiveni bile yoktu, yangın tüpleri boştu. 6 Şubat 2023 depreminin ikinci yılına girerken, insanlar hâlâ 21 metrekarelik konteynerlerde yaşam savaşı veriyor. “Bir yıl içinde tüm konutlar teslim edilecek” denildi, ancak sadece %15’i tamamlandı.
Doğanın ve Ülke Kaynaklarının Talanı
Ülke sistematik olarak yağmalanıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan fabrikalar birer birer satıldı, sanayi yok edildi. Dağlar madencilik şirketlerine peşkeş çekildi, dereler ve akarsular HES projeleriyle yok edildi. Orman yangınları bilinçli şekilde çıkarılıyor ve sonra “orman vasfını yitirdi” bahanesiyle imara açılıyor. Köyler mahalleye dönüştürüldü, köylünün mera arazileri ranta teslim edildi. Tarım ve hayvancılık bilinçli olarak bitirildi. Türkiye, etten samana, mercimekten pirince kadar en temel gıda maddelerini ithal eder hale getirildi.
Ordunun İtibarsızlaştırılması ve Mustafa Kemal'e Düşmanlık
Bir zamanlar dünyanın en güçlü ordularından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri, sistematik olarak itibarsızlaştırıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmak suç haline getirildi. Mezuniyet töreninde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen teğmenler ve onlara destek veren komutanlar ordudan ihraç edildi.
Seçim Güvenliği ve Demokrasi Krizi
Seçimler güvenilirliğini yitirdi. Anayasa’ya göre iki dönem kuralı olan Cumhurbaşkanı, üçüncü kez aday oldu. Devletin tüm imkânlarını kullanarak rakibini manipüle etti, sahte belgeler ve montaj videolarla seçim kazandı. Basın ve medya %90 oranında hükümetin kontrolünde olduğu için halk gerçekleri öğrenme hakkından mahrum bırakıldı.
Üniversitelerin Çöküşü ve Beyin Göçü
Bağımsız ve özgür akademik ortam yok edildi. Üniversitelere kayyımlar atandı, liyakat sahibi akademisyenler tasfiye edildi. En başarılı öğrenciler yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Bilim üreten kurumlar yerine, siyasi kadrolaşmanın hakim olduğu yapılar oluşturuldu.
Sağlıkta Kriz: Hastalar ve Doktorlar Ülkeyi Terk Ediyor
Şehir hastaneleri adı altında devasa binalar inşa edilerek küçük hastaneler kapatıldı. Hastalar randevu alamıyor, alsa da yeterli sağlık hizmeti verilemiyor. Yetersiz maaş ve güvenlik sorunları nedeniyle doktorlar yurtdışına gidiyor. Yerlerine ise diploması şüpheli Suriyeli, İranlı ve Afganlı doktorlar getirildi. Halk sağlık hizmetlerine erişimde büyük sıkıntılar yaşıyor.
Sığınmacı İstilası ve Demografik Değişim
Türkiye, kontrolsüz göç dalgalarıyla başıboş bırakıldı. 10 milyondan fazla sığınmacı ülkeye yerleşti. Şehirler kimlik değiştiriyor, güvenlik sorunu büyüyor. Sınırlar delik deşik, kim olduğu bilinmeyen milyonlarca insan elini kolunu sallayarak ülkeye giriyor.
Sonuç: AKP’nin Kuramadığı Rejim
Tüm bu felaketlere rağmen, AKP istediği rejimi kuramadı. Sosyal yardımlarla konsolide ettiği radikal tabanı ancak %15’i bulabiliyor. Muhalefetten umudunu kesmiş %30’luk bir seçmen kitlesinin desteğiyle iktidarda kalmaya devam ediyor. Ancak ülkenin eğitimli, nitelikli, laik ve seküler kesimi, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunan insanlar direnmeye devam ediyor.
AKP hükümeti cemaatlere ve vakıflara büyük para aktarmaktadır, usulsüz ihalelerle kendi zenginlerini yaratmakta olup TÜSİAD zenginleride işbirliği yaparak ülkenin kaynaklarını hortumlamaktadırlar. Yaratılan bu %2'lik bir kesim, paranın %90'ına sahip olurken alttaki %98 uyanmasın diye hemen onları sahip oldukları basın ve TV'lerin manipüle haberleriyle
Yoksul bırakılmış halk cennet vaadiyle şükür etmesi isteniyor.
İktidarın değişmesi durumunda, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve eğitimde reform yapılması sonrası ülkenin kredibilitesi hızla yükselir ve dış dünyaya güven verilmesiyle,
cemaat, tarikatlara, vakıflara verilen paralar kesilir, verilen paralar geri alınması ile usulüne uygun ihaleler yapılır ve 22 yıldır ülkeyi hortumlayan AKP hükümetinin zengin ettiği ve onlarla işbirliği yapanlardan paralar geri alınması durumunda bu ülke bir kaç yılda kendini toparlar.
AKP hükümetinin tüm politikası böl parçala ve yönet üzerine kuruludur. Önce önceki Türkiye diye kendilerine oy verenleri zenci, oy vermeyenleri beyazlar diye ayrıştırdı. Sonrasında
Müslüman- Laik, Sünni - Alevi, Türk - Kürt, yerli ve milli - öteki vs diye toplumu sürekli ayrıştırdı ve gerdi. Stratejisi "kimlik olarak bölersen sana karşı birleşemezler." teziydi ve bunu bir ölçüde başardı % 15'lik radikal unsurları da bu tez sayesinde oluştu.
AKP'nin iktidar olmasının bir avantajı oldu, Atatürk'ün dincilerle yarım kalmış savaşı takiye ile kendini gizleyerek iktidara gelmesi, sonrasında kibirli yüzlerinin, yalandan, iftiradan beslendikleri, ülkeyi yönetecek akıl liyakat görgü olmadığını, tarikatlar ve cemaatlerin dini kullanarak kendilerine inanan insanları sömürerek birer holding olduğu görülmektedir. Bunlar eskiden illegal yapılardı, AKP iktidarıyla hepsi gün yüzüne çıktılar. AKP sonrasında bu ülkede dinci bir partinin iktidara gelmesi neredeyse imkansız hale geldi. Laikliğin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün nasıl önemli bir şey olduğunu bu halk yaşayarak öğrendi ve bundan sonra sahip çıkacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti büyük zarar gördü, ancak bu karanlık günler kalıcı olmayacak. Geçmişte nice badireler atlattık, bu düzen de mutlaka değişecek!
Erdoğan'ın teröristlerin sloganı dediği ancak Bertolt Brecht 'nin Nazi Almanya'da halka yazdığı şiir sözleri şöyledir.
Kim mi kurtaracak seni, köle?
Görecekler seni, kardeş yuvarlananlar uçuruma
Duyacaklar çığlıklarını: Seni köleler kurtaracak kurtaracaksa!
Ya hep beraber ya da hiç birimiz
Kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden
Ya hep beraber ya da hiç birimiz.''
Kısaltılmış Türkçesi ise,
"Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz"
Ozan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder