KÜRTLERİN DEMOKRASİ TALEPLERİ YOK MU?
HÜDA PAR tarafından Diyarbakır’da düzenlenen “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nın sonuç bildirgesi dikkat çekti. Bildirgede özetle şu ifadeler yer aldı:
Anadilde eğitim önündeki tüm engeller kaldırılmalı, Kürtçe anayasal güvenceye kavuşturulmalı,
Bir önceki çözüm sürecinde yapılan hatalar tekrarlanmamalı,
Kürt meselesinin kaynağını oluşturan Kemalist zihniyetin ürünü olan darbe anayasası değiştirilmeli,
Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu tanımlamasından vazgeçilmeli.
Bu taleplerin benzerleri daha önce seçimlere giren HDP ve mecliste grup kuran Yeşil Sol Parti (DEM) tarafından da dile getirilmişti. Kendilerini Kürt halkının temsilcileri olarak konumlandıran demokratlar, dinciler, şeriatçılar ve milliyetçiler, farklı ideolojik çizgilerde olsalar da bu söylemlerde birleşiyor. Ancak bu talepleri değerlendirmeden önce, bazı temel kavramları ve tarihsel gerçekleri gözden geçirmek gerekir.
Üniter Devletlerde Dil ve Eğitim Birliği
Üniter devletlerin temelinde dil birliği yatar. Eğitimde, öğretmen ve öğrencinin aynı dili konuşması eğitimde eşitlik ve fırsat eşitliğini sağlar. Bankada çalışan ile müşteri, mahkemede yargılayan ile yargılanan aynı dili konuşarak iletişim kurar ve haklarını savunur. Anadilin konuşulması ve yaşatılması en doğal haktır; ancak anadilde eğitimin üniter devlet yapısında nasıl uygulanacağı, eğitimde birliği nasıl etkileyeceği tartışılmalıdır. Bir ülkenin ortak resmi dili, kamusal alanda iletişimi ve hukukun uygulanmasını mümkün kılan ortak paydayı oluşturur.
Anayasa ve Etnik Talepler
Anayasalar, kişiler, zümreler, cemaatler, dinler, mezhepler veya etnisiteler üzerine inşa edilemez. Anayasa, aynı devlette yaşayan tüm yurttaşların ortak sözleşmesidir. Bu bağlamda, “Kürtçe anayasal güvenceye alınmalıdır” ifadesi sorgulanmalıdır. Bugün Türkiye’de Kürtçe konuşmak, Kürtçe yayın yapmak, Kürtçe müzik dinlemek veya Kürt kültürünü yaşatmak serbesttir ve toplumda geniş kabul görmektedir. Bu durumda, Kürtçe'nin anayasal güvence altına alınması talebi, mevcut hakların ötesinde hangi somut ihtiyaçlara dayanıyor?
Kemalizm ve Tarihsel Gerçekler
Sonuç bildirgesinde, “Kürt meselesinin kaynağını oluşturan Kemalist zihniyet” ifadesi dikkat çekiyor. Oysa tarihsel gerçekler, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda ümmet toplumundan ulus-devlete geçişte milliyetçilik anlayışının modernleşme ve bağımsızlık mücadelesinin bir parçası olduğunu gösteriyor. Atatürkçü düşünce sistemi, Türkiye’de tüm etnik grupları vatandaşlık bağı ile birleştiren ve “millet” kavramını etnik kökenden bağımsız olarak tanımlayan bir anlayışı savunur. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin ‘Türk’ olarak tanımlanması, ırksal bir vurgu değil, ortak bir ulusal kimliğin ifadesidir. Bu tanım, farklı etnik kökenlerden gelen insanların hukuki ve siyasal olarak eşit haklara sahip olmasını sağlamayı amaçlar.
Kürt Yurttaşların Görüşleri ve Çalıştayın Temsiliyeti
Çalıştayda dile getirilen talepler, tüm Kürt yurttaşların ortak görüşü müdür? Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan milyonlarca Kürt vatandaş, ana dilde eğitim talep etmiyor, Türklük tanımından rahatsız olmuyor ve Atatürk’e karşı kin beslemiyor. Bir kısmı, mevcut haklarını yeterli görüp ekonomik kalkınma, eğitimde fırsat eşitliği ve daha iyi yaşam koşulları talep ediyor. Çalıştayın sonuç bildirgesi, Kürt yurttaşların geniş kesiminin hassasiyetlerini ve ihtiyaçlarını ne derece yansıtıyor?
Demokrasi, İnsan Hakları ve Laiklik Vurgusu
Çalıştayda demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve laiklik gibi çağdaş istemlere dair somut önerilere yer verilmemesi dikkat çekiyor. Oysa Kürt meselesi dahil Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü, evrensel hukuk normlarına, demokratik değerlere ve laikliğe sıkı sıkıya bağlı kalmakla mümkündür. Demokratik bir toplumda bireylerin hak ve özgürlükleri etnik kimliğe, dine veya mezhebe göre ayrımcılığa uğramadan korunmalıdır. Laiklik ise bu hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Peki, Çalıştayda bu çağdaş değerler neden yeterince vurgulanmadı?
16 Aralık 2015'te Ahmet Altan'ın yazdığı "Kürtlerimiz, ah Kürtlerimiz" başlıklı makale geliyor aklıma.
"Yıllar önce, “barış süreci” başlayıp da iktidarın hempaları, istihbaratın medyadaki adamları “demokrasi olmadan barış olur” vaveylalarına başladığında, “barış perdesi” altında inanılmaz bir faşizm yığınağı yapıldığında, bugünleri gören birkaç kişiyle birlikte ben de defalarca yazdım “demokrasi” olmadan barış olmayacağını, “demokrasisiz barış” sahtekarlığının çok daha büyük bir savaşa yol açacağını, bu kez savaşın şehirlerde yaşanacağını…
Bunu bilmek için alim olmaya gerek yoktu, neyin geldiği belliydi.
Demokrasi müessese demektir, müessese olmayınca barışı üstüne yerleştireceğiniz bir kaide bulamazsınız, bir adamın iki dudağının arasına sıkışır kalır, bir bakarsın ki “barış” savaşa dönüşmüş.
Neden “barış sürecinde” demokrasiyi inatla reddettiniz?
Neden barışla demokrasi kavramlarını ısrarla birbirinden ayırdınız?
Neden barışı “başkanlıkla” özdeşleştirmeye uğraştınız?"
("Kürtlerimiz, ah Kürtlerimiz", Ahmet Altan, Haberdar, 16.12.2015)
Kürt yurttaşlarımızın hakkını savunmak istiyorsa ilk önce "DEMOKRASİ " talep etmesi gerekir.
Güneydoğu'nun Asıl Sorunu: Feodalite ve Toprak Ağalığı
Çalıştayın en dikkat çeken eksiklerinden biri, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sosyal adaletsizliğin temel kaynağı olan feodaliteye ve toprak ağalığına hiç değinilmemesidir. Bölgede ekonomik geri kalmışlığın ve eğitimdeki eşitsizliğin en büyük sebebi, toprak mülkiyetinin birkaç ağa ailesinin elinde yoğunlaşmasıdır. Sosyal adalet ve ekonomik kalkınma sağlanmadan toplumsal huzur mümkün değildir. O halde, gerçek bir çözüm arayışı varsa, neden toprak reformu talep edilmedi? Feodal yapının devamı, halkın ekonomik bağımsızlığını engellerken, siyasi bağımlılığı da pekiştiriyor. Feodal düzenin yarattığı sosyal ve ekonomik sorunlar göz ardı edilerek yapılan tartışmalar, Kürt yurttaşların gerçek sorunlarını çözüme kavuşturabilir mi?
Sonuç olarak, “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinde dile getirilen talepler, Türkiye’de birlikte yaşama iradesini güçlendirmek yerine, ayrıştırıcı bir söylem tehlikesi taşıyor. Etnik kimlikler üzerinden değil, ortak yurttaşl7ık bilinciyle hareket edilmesi, toplumun bütünleşmesi için hayati önem taşıyor. Toprak reformu, sosyal adalet, laiklik, demokrasi ve hukukun üstünlüğü temeline dayanan bir çözüm yaklaşımı, Kürt meselesi dahil Türkiye’nin tüm sorunlarına kalıcı çözümler üretebilir.
Ozan
17 Şubat 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder