15 Şubat 2025 Cumartesi

KORKUNUN ARDINDAKİ GERÇEKLER

 KORKUNUN ARDINDAKİ GERÇEKLER


Tolstoy’a sormuşlar:

– Nasıl ‘’iyi insan’’ olunabilir?


Tolstoy’un yanıtı, sorunun derinliğini gözler önüne serer:

– Önce ‘’kötülük ve kötü insan’’ hususunda mutabık olmak lazım.


Israr ederler:

– Peki, kötü insan nedir?


Verdiği cevap sarsıcıdır:

– Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan en kötü insandır.



Bu söz, günümüz Türkiye’sinde yaşananları anlamak için güçlü bir mercek sunuyor. Özellikle TÜSİAD’ın son açıklamaları üzerinden düşündüğümüzde...


TÜSİAD ve Korkunun Ardındaki Gerçekler


TÜSİAD, Gezi Parkı olayları, Bolu Kartalkaya'daki otel yangını, ordudan atılan teğmenler, 78 insanın ölümü ve gazetecilerin tutuklanması üzerine açıklama yaptı. Ama bu açıklamanın asıl amacı gerçekten bunlar mıydı?


Elbette hayır. Asıl korkuları, mecliste kabul edilen ve Devlet Denetleme Kurulu'na kamu ve özel sektör kurumlarına kayyım atama yetkisi veren düzenlemeydi.


Gezi Parkı olayları, teğmenler, yangın faciası, gazetecilerin tutuklanması… Gerçekten umurundalar mı?

Onları korkutan, kayyım uygulamasının kendi şirketlerine kadar uzanması. Çıkarlarının tehdit altına girmesi. Turbun büyüğü henüz torbadan çıkmadı; mesele tam da bu.


Tolstoy’un Işığında İkiyüzlülüğü Görmek


Tolstoy’un dediği gibi, önce ‘’kötülük ve kötü insan’’ hususunda mutabık olmak lazım.

Evet, bu insanlar kötüler ve bu ülkeye kötülük yaptılar. Bunda ben ve benim gibi düşünenler mutabıktır.


Neden Kötüler? Neden Mutabıkız?


Çünkü bu insanlar, Cumhuriyet’in değerleri sayesinde eğitim gördüler, iş sahibi oldular, zenginleştiler.

Ancak sıra paylaşmaya geldiğinde, adalet terazisini hep kendilerine eğdiler.


TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın açıklaması da bu ikiyüzlülüğü gözler önüne seriyor:


"Ben bir Anadolu çocuğuyum. Eğitimdeki fırsat eşitliğiyle buralara geldim."

"Adil paylaşıma dikkat etmemiz lazım. Enerji, hukuk, eğitim alanında yapısal reformları hep birlikte yapmalıyız. Aksi takdirde 3-5 yıla yine kötü şeyler yaşarız. Demokrasi yoksa gelir bekleyemeyiz, yargıda bağımsızlık şart."


Ne kadar samimi, değil mi?

Ama sormazlar mı adama:


– Demokrasi, adalet, fırsat eşitliği derken neredeydiniz?


Gerçek Yüzleri: Sermaye ve İktidarın Dansı


Sermaye, tarih boyunca gerici iktidarların en büyük destekçisi olmuştur. Türkiye’de de farklı olmadı:


– Demokrat Parti döneminde köy toprak ağalarının çıkarlarını korudular, Türkçe okunan ezanı Arapça'ya çevirdiler.

– 12 Mart'ta en ilerici anayasa yapılmışken gerici cuntacıları destekleyerek toplumu baskı altına aldılar.

– 12 Eylül'de faşist darbeyi destekleyerek bugünkü karanlık düzenin taşlarını döşediler.


Bu süreçlerde ne demokrasiyi, ne insan haklarını, ne hukukun üstünlüğünü, ne de laikliği savundular. Tek dertleri, kendi sermayelerinin, kendi çıkarlarının devamlılığıydı.


Tolstoy’un dediği gibi:


"Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan en kötü insandır."


TÜSİAD ve onun temsil ettiği kesim, bu tanıma cuk oturuyor.

Çünkü onların "mutluluğu", halkın acısı üzerine kurulu.


Geçmişin Gölgeleri ve Bugünün Feryatları


AKP'ın iktidara gelmesini isteyen ve bu uğurda zemin hazırlayan TÜSİAD’dı. İktidara gelen AKP'de 2017 yılında TÜSİAD'ın istediklerini yerine getirdiğini şu sözlerle dile getiriyordu.

 “Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi böyle bir şey var mı? OHAL’i, biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Biz OHAL’den istifade ederek grev tehdidi altındaki yerlere anında müdahale ediyoruz…”

Şimdi şirketlerine kayyım atanma ihtimali belirdiğinde feryat ediyorlar.


Aynı TÜSİAD'ın,

– Eğitim gericilerin etkisi altına girdiğinde sesi çıkmadı.

– Adalet iktidarın oyuncağı olduğunda sustular.

– Demokrasi rafa kaldırıldığında, hukukun üstünlüğü yok edildiğinde, asgari ücret açlık sınırında kaldığında yine sustular.

Çünkü adalet, demokrasi, hukukun üstünlüğü ya da halk umurunda değildi. Umurunda olan tek şey, kendi sermayeleri, kendi konforlarıydı.


Neyzen Tevfik’in Aynasında Yüzlerin Maskesi


Neyzen Tevfik bir gün yolda dolaşırken, gariban bir ayakkabı boyacısı çocuk, Neyzen’in yırtık pırtık ayakkabılarını boyamak ister. Neyzen, çocuğun ısrarına dayanamaz ve yere uzanarak, “Hadi oğlum, suratımı boya” der.

Çocuk şaşkınlıkla Neyzen’in yüzünü boyar, cilasını çeker, parlak bir surat ortaya çıkar.

 Neyzen, yüzü siyaha boyalı bir şekilde arkadaşlarının yanına döner.


Arkadaşları şaşkınlıkla sorar:

– Ne oldu sana böyle?


Neyzen Tevfik gülerek yanıtlar:


"Ben şimdi eve gider, yüzümü yıkarım. Yüzümdeki siyahlık çıkar.

Peki ya hırsızlar?

Ya uğursuzlar?

Ya gıybet yapanlar?

Garibi gurebayı bedava çalıştıranlar?

Makam mevki için entrika çevirenler?

Onların yüzlerindeki kara nasıl çıkar?

O köftehorların yüz siyahlığını hangi sabun çıkarır?"



Gerçeklerle Yüzleşme Vakti


Evet, TÜSİAD’ın yüzündeki kara, Neyzen’in sabunla çıkartacağı cinsten değil.

Onların karası, halka karşı işlenen ihanetlerin, çıkar uğruna suskunlukların, adaleti hiçe saymanın karası.

Ve o yüz siyahlığını, ne açıklamalar, ne timsah gözyaşları, ne de politik manevralar çıkarabilir.


Tolstoy’un dediği gibi, önce ‘’kötülük ve kötü insan’’ hususunda mutabık olmak lazım.

Biz mutabıksak, gerisi teferruattır.


Ozan

14 Şubat 2025


Hiç yorum yok: