17 Şubat 2025 Pazartesi

SERMAYE, DEMOKRASİYİ DEĞİL PARAYI SEVER



Emre Kongar, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, işçi sınıfı ile TÜSİAD’ı değerlendirirken “Demokratik rejimi kuran ve yaşatan çağdaş sınıflardır” ifadesini kullanmış. Kongar, rejimin hem sermaye hem de işçi örgütlerine baskı uygulamasının nedenini şu şekilde açıklıyor:


“Çünkü bu sınıflar, demokratik rejimi kuran ve yaşatan çağdaş sınıflardır ve din/tarım toplumlarının egemenleri olan tarikatlara da toprak ağalarına da karşıdırlar!

Bazı aymazların sandığı gibi bu rejim, sermayeden yana değildir; tam tersine, sermayeye de karşıdır.

Çünkü gelir ve servet dağılımında, hem işçi hem de sermaye sınıflarına karşı, hem ifade hem de serbest piyasa özgürlüklerine ters düşen bir biçimde, sadece kendi oligarşisinden yanadır!”


Ancak Kongar’ın “Demokratik rejimi kuran ve yaşatan çağdaş sınıflar” ifadesine katılmıyorum. Sermaye sınıfı hiçbir zaman demokratik rejimi kurmaz ve yaşatmak da istemez. Zira sermaye sınıfı, kendi çıkarlarını tehdit eden işçi hareketleri ve hak taleplerinden rahatsızdır. Sendikal haklar, grevler ve iş yavaşlatmalar, demokratik rejimlerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu hakların varlığı, sermaye sınıfının kârını ve gücünü sınırlandırır. Bu nedenle, sermaye sınıfı demokrasiye sadece çıkarlarını koruyabildiği ölçüde tahammül eder.


Örneğin, AKP iktidarının 2017 yılında OHAL uygulamalarını nasıl gerekçelendirdiğine bakmak yeterlidir:

“Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi böyle bir şey var mı? OHAL’i, biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Biz OHAL’den istifade ederek grev tehdidi altındaki yerlere anında müdahale ediyoruz…”

Bu açıklama, sermaye sınıfının demokratik haklara nasıl yaklaştığını açıkça gözler önüne seriyor. Sermaye, işçilerin demokratik haklarını tehdit olarak gördüğü sürece, bu hakların ortadan kaldırılması için devlete baskı yapmaktan çekinmemektedir.


12 Eylül Faşist Darbesinde Sermayenin Rolü 


Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi sendikaları o dönemde bugüne göre çok daha güçlü olduğu için ve TÜSİAD henüz yeni yeni palazlanıyor olduğu için patronlar açısından çok daha önemli bir örgüttü. İşte bu konfederasyonun başkanı, aynı zamanda Tekstil İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, 12 Eylül’ün Türkiye’ye getirdiği esas değişikliği özetleyen şu ünlü cümleyi söylemiştir: “Bugüne kadar hep işçiler güldü. Bundan sonra gülme sırası bizde.”

Sermayenin demokrasiyi savunan, kuran ve yaşamasını isteyen değildir, aksine sermayesinin, parasının, zenginliğinin ve yaşamını güvenceye alan her rejimle barışık yaşar, destekler, yaşaması için çaba sağlar. Ama bu halkın çalınmayan oylarıyla seçimlerin yapıldığı demokratik rejim asla değildir.


TÜSİAD’ın tavrı da bu tutarsızlığı yansıtır niteliktedir. TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın şu sözleri dikkat çekicidir:

“Ben bir Anadolu çocuğuyum. Eğitimdeki fırsat eşitliğiyle buralara geldim.”

Turan’ın bu sözleri, sermaye sınıfının Cumhuriyet’in sağladığı eğitim olanakları sayesinde zenginleştiğini göstermektedir. Ancak ne zaman ki adil paylaşım ve gelir dağılımı gündeme gelir, işte o zaman sermaye sınıfı Cumhuriyet’in temel değerlerinden uzaklaşır. Çünkü onlar için esas olan demokrasi, hukuk veya insan hakları değil; sermayeleri ve zenginlikleridir.


Cumhuriyet’in sunduğu fırsatlarla yükselip güçlenen sermaye sınıfı, iş kendi çıkarlarını korumaya geldiğinde Cumhuriyet’in değerlerine sırtını dönmekte tereddüt etmemektedir. Ne zaman ki TMSF ve DDK eliyle kendi şirketlerine kayyım atanabilecek olan kanun çıkmıştır, işte o zaman demokrasi, hukuk devleti ve adalet çağrıları yapmaya başlamışlardır. Oysa bu kesimlerin, işçilerin hak mücadelesine ve sendikal hareketlere karşı nasıl bir tutum aldıkları aşikârdır.


Bu bağlamda, sermaye sınıfının demokratik rejimi kuran ve yaşatan bir güç olarak görülmesi büyük bir yanılgıdır. Onlar, demokrasiyi sadece kendi çıkarlarını güvence altına alacak kadar destekler; ancak emekçinin hak mücadelesi karşısında demokrasiyi askıya almaktan çekinmezler. Bu nedenle, sermaye sınıfının demokratik rejimin teminatı olarak görülmesi tarihsel ve sınıfsal gerçeklerle örtüşmemektedir.


Gaziantep'te tekstil fabrikasında işçiler eylem yaparken Birtek-Sen başkanına, sermaye "Sen bir yevmiyenin peşinde koşan adamsın" diyor. Evet sermaye patronu, insanı alınır satılır meta olarak görürler "Bir yevmiyenin peşinde koşan adam"





https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/birtek-sen-tusiad-ve-rejim-2300210?fbclid=IwY2xjawIf4QZleHRuA2FlbQIxMQABHRmpa01AkT2tm3X_E1ipF1fbaCr_9GYiw7HDYpJKM9ft8uL8Gu_SrbRNXw_aem_nkErLK8Aw2KQ3_cXQmkz9g

Ozan

16 Şubat 2025


Hiç yorum yok: