İSMET İNÖNÜ VE LAİKLİK
Ancak Türkiye’de laikliğin tarihsel serüveni, idealist bir başlangıçtan sonra ciddi sapmalara uğramıştır. Süleyman Dinçer'in "Çitlembik Kayayı Çatlattı" kitabında (YKKED Yayını, s. 143, 144, 145) aktardığı anılar, bu sapmaların baş aktörlerinden biri olarak İsmet İnönü’yü işaret etmektedir. Atatürk'ün laikliği önemsediği kadar benimsemeyen ve uygulamada tavizler veren İnönü'nün, 1969 yılında kurduğu şu cümle, bu durumu açıkça gözler önüne serer:
“Sen bu adamların hepsinin de laikliği bildiklerini mi sanıyorsun? Bunların yüzde yetmişi laikliğin ne olduğunu bilmezler.”
Bu açıklama, İnönü’nün laikliğe yaklaşımındaki yüzeyselliği ve popülist kaygıları gözler önüne serer. 1938-1950 yılları arasında, Atatürk’ün mirası olan laikliği korumak ve geliştirmekle yükümlü olan İnönü, bu görevi yerine getirmemiştir. Oysa 1961 Anayasası, Türkiye'nin en özgürlükçü anayasası olarak tarihe geçmiştir ve laikliğin korunması için güçlü bir zemin sunmuştur. Buna rağmen, 1969’da İnönü’nün laikliğin toplumda anlaşılmadığını ifade eden bu sözleri, onun laikliği benimsemekte ve topluma anlatmakta başarısız olduğunu göstermektedir.
İnönü’nün Laiklik Uygulamaları ve İmam Hatip Okulları
Süleyman Dinçer’in belirttiği gibi, İsmet İnönü’nün “Öğretimde Birlik Yasası”nı delerek imam hatip okullarını açması, laikliğin adım adım aşındırılmasının başlangıcıdır. Bu girişim, sadece eğitim sisteminde dini öğretileri merkeze taşımanın ötesinde, laiklik ilkesine aykırı bir yönelimi temsil etmektedir. Atatürk'ün mirası olan Köy Enstitüleri kapatılırken, din eğitimi veren imam hatip okullarının açılması, Türkiye’de laikliğin askıya alınmasının ve bugünlere uzanan gerilemenin en büyük işaretidir.
Laikliğin Erozyonu ve İsmet İnönü’nün Sorumluluğu
1969 yılında yaşanan olay, laikliğin nasıl içi boşaltılmış bir kavram haline getirildiğini gözler önüne serer. Ankara Üniversitesi’nde düzenlenen ve Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın “laiklik” konulu konferansında İnönü, “laikliğin kurucusu ve bekçisi” olarak anılmıştır. Ancak konferansa katılan Süleyman Dinçer, cesurca söz alarak bu ifadenin tarihsel gerçeklerle çeliştiğini dile getirmiştir:
“İsmet Paşa, laikliğin kurucusuydu; ancak bekçisi değildi. Laikliği, başındaki duvakla ağlayan bir gelin gibi bırakarak çekip gitti. Bu çekip gidişten sonra laiklik, imam hatip okullarının açılmasıyla, 1950 sonrası siyasal İslamcı politikalarla ve köylerdeki tecavüzlerle erozyona uğradı. Kentlerde ise laiklik tamamen bitmek üzeredir.”
Bu tespit, laikliğin koruyucusu olması gereken İnönü’nün, aksine onu zayıflattığını ve Türkiye’de dini politikaların önünü açtığını göstermektedir. İnönü’nün pragmatizmi ve popülist yaklaşımları, Türkiye’de laikliğin anlam kaybına uğramasına neden olmuştur.
Laiklik ve Bugünlere Uzanan Süreç
Laikliğin askıya alınması, sadece dini eğitimin önünü açmakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme ve çağdaşlaşma yolunda büyük kayıplar yaşamasına neden olmuştur. İnönü’nün döneminde atılan bu adımlar, günümüzde siyasi İslam’ın güç kazanmasının temelini oluşturmuştur. Eğer o dönemde laiklik ilkesine daha sıkı sarılınsaydı, Türkiye bugün daha özgür, daha bilimsel ve daha demokratik bir toplum olabilirdi.
Sonuç: Tarihsel Sorumluluk ve Geleceğe Dair Dersler
İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı’nın kahraman komutanlarından biri olarak tarihte saygın bir yere sahiptir. Ancak Cumhurbaşkanlığı dönemindeki uygulamaları, özellikle laiklik konusundaki tavizleri ve popülist politikaları, onun tarihsel sorumluluğunu tartışmalı hale getirmektedir. Laiklik ilkesinin önemini kavrayamamış ve toplumun bu konuda eğitilmesini sağlayamamış olması, Türkiye’de dini siyasallaştırma sürecinin önünü açmıştır.
Laiklik, bugün de Türkiye’nin en temel meselelerinden biridir ve İnönü dönemindeki sapmaların etkileri hala hissedilmektedir. Bu yüzden tarihsel hataları doğru analiz ederek, gelecekte benzer hatalardan kaçınmak zorunludur. Laiklik, sadece devletin dini kurumlardan ayrılması değil; aynı zamanda özgür düşüncenin, bilimsel aklın ve toplumsal barışın garantisidir.
Bu perspektiften bakıldığında, İsmet İnönü'nün laiklik konusundaki eksiklikleri, Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu dini ve siyasi sorunların kökenini anlamak açısından önemli bir ders niteliğindedir.
Ozan
12 Şubat 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder