EVRENSEL SOL BAŞKA BİZDE SOL BAŞKA
Bugün yine muhaliflere yönelik gözaltı haberleri vardı. Ancak haberi verirken kullanılan dil dikkatimi çekti. Tele1, alt yazıda “Sol partilere operasyon” ifadesini kullandı: EMEP, SKYP, ESP, Yeşil Sol Parti ve Dem Devrimci Parti'den birçok kişinin gözaltına alındığını belirtti. Ancak burada kritik bir hata var: Doğru ifade “muhalefet partilerine operasyon” olmalıydı. Çünkü bu partiler, muhalif olmaları sebebiyle hedef alınırken, solun evrensel değerleriyle değil, kimlik siyasetiyle hareket ediyorlar.
Bu hata yalnızca terminolojik bir kayma değil, aynı zamanda kavramsal bir yanılgının yansıması. Türkiye'de sol kavramı, tarihsel ve ideolojik köklerinden koparılarak kimlik siyasetine sıkışmış durumda. Oysa sol, evrensel olarak; eşitlikçi, kamucu, emekten yana, ezenin karşısında ve ezilenin yanında duran; dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin insanları eşitleyen bir ideolojidir. Ancak Türkiye’de “sol” olarak adlandırılan bu partiler, HDP'nin kurucu yapısı olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) içinde yer alan paydaşlardır ve ideolojik duruşları milliyetçi Kürt siyaseti ekseninde şekillenmektedir.
Bu partilerin talepleri, solun evrensel değerlerinden değil, etnik kimlik temelli bir siyaset anlayışından besleniyor. Talepleri nettir:
Anadilde eğitim önündeki tüm engellerin kaldırılması,
Kürtçenin anayasal güvenceye kavuşturulması,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının “Türk” kimliği üzerinden tanımlanmasına son verilmesi.
Bu talepler, solun sınıfsal mücadele ekseninden saparak kimlik siyasetine odaklanıldığını gösteriyor. Oysa gerçek sol, sınıf mücadelesi verir; ezilmişliği kimlikler üzerinden değil, sömürü düzeni üzerinden değerlendirir. Bugün Türkiye'de sadece Kürtler mi eziliyor? İşçiler, emekçiler, ekonomik adaletsizlikler altında ezilirken, bu kimlik siyaseti yapan partiler sınıfsal sömürüyü görmezden geliyor.
Örneğin, HDP'li belediyelere kayyım atandığında “Kürtlerin siyasi iradesine müdahale” deniyor. Ancak aynı kayyım uygulaması CHP’nin Esenyurt Belediyesi’ne de yapıldı. Mardin Belediye Başkanı iken yerine kayyım atanan Ahmet Türk, İmralı görüşmelerinde en itibarlı kişi olarak görülürken, aynı Ahmet Türk, devletin kendisini bir yandan itibarlı görüp diğer yandan görevden alarak itibarsızlaştırmasını sorgulamıyor.
Yine, HDP eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın hapiste tutulması eleştiriliyor, ki suçu yoksa elbette serbest bırakılmalılar. Ancak aynı eleştiri, Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman için yükseltilmiyor. Muhalif olan Türk, Kürt, Çerkes veya başka etnik kökenden insanlar aynı mağduriyeti yaşarken, kimlik siyaseti yapan bu partiler yalnızca Kürt kimliği üzerinden mağduriyet anlatısı kurarak diğerlerinin sesini gölgeliyorlar.
Bu partilerin en büyük handikaplarından biri de demokratik kitle örgütlerini kimlik siyasetine alet ederek bölmeleri. Örneğin, Eğitim-Sen, SES ve bağlı oldukları KESK gibi sendikalar, önce ortak sınıfsal mücadele ekseninde kurulmuşken, zamanla kimlik siyasetiyle parçalanmış, kimlikçi gruplar yönetimi ele geçirip farklı kimlikten olanları dışlamışlardır. Bu da dayanışmayı ve kolektif mücadeleyi zayıflatarak solun gücünü kırmıştır.
Oysa gerçek sol, sınıf mücadelesi verir:
Eğer demokrasi varsa, eşit vatandaşlık vardır.
Eğer hukukun üstünlüğü varsa, adalet vardır.
Eğer insan hakları varsa, insan en yüce değerdir.
Eğer laiklik veya sekülerizm varsa, hem demokrasi hem adalet hem de bilimsel eğitim ve rasyonel akıl vardır.
Peki, yukarıda adı geçen partilerde bu değerler var mı? Yok! Ya da varsa da seslerini yükselterek savunmuyorlar. Çıkıp açıkça “Biz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve laiklikten yanayız” diyemiyorlar. Çünkü etnik kimlik siyasetine dayanan politikaları, bu evrensel sol değerlerle çelişiyor.
Bu partilerin ideolojik ekseni, kimlik siyaseti ve etnik temelli mağduriyet anlatıları üzerine kurulu. Dahası, emperyalizmin en etkili ayrıştırma araçlarından biri olan kimlik siyaseti üzerinden toplumu kutuplaştırıyorlar. Bilerek ya da bilmeyerek, emperyalizmin böl ve yönet taktiğine hizmet ediyorlar. Oysa sol, kimlikler üzerinden ayrıştırmak yerine sınıfsal sömürüye karşı birleşik mücadeleyi savunur.
Şimdi sormak gerek: Solun evrensel değerleri bu kadar açık ve netken, etnik kimlik siyasetine hapsolmuş bu partiler nasıl solcu oluyorlar?
Bu soruya yanıt vermeden önce, Türkiye’de solun neden kimlik siyasetine sıkıştığını ve sınıfsal mücadelenin nasıl göz ardı edildiğini anlamak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca partilerin kimlik siyaseti yapması değil, aynı zamanda Türkiye solunun tarihsel ve ideolojik olarak nasıl eksen kayması yaşadığının bir göstergesi.
Türkiye'de sol, sınıf mücadelesini terk edip kimlik siyasetini merkeze aldıkça, emekçi halkın gerçek sorunlarına çözüm üretemiyor. Bu da toplumun geniş kesimlerinin sol siyasete güven duymamasına neden oluyor. O halde Türkiye solunun yeniden ayağa kalkması için, evrensel sol değerlerle kimlik siyasetini ayırarak, gerçek sınıf mücadelesine dönmesi gerekiyor.
Ancak o zaman Türkiye’de sol, emperyalizme hizmet eden kimlik siyasetinden kurtulup, ezilen tüm halkların yanında gerçek anlamda yer alabilir. Ve ancak o zaman “muhalefet partilerine operasyon” ifadesi, “sol partilere operasyon” ifadesinden daha anlamlı hale gelir.
O halde soruyorum: Solun evrensel değerleri ve ideolojisi bu kadar açık ve netken, bu partiler nasıl solcu oluyor?
Bu sorunun cevabını vermeden önce, Türkiye’de solun neden kimlik siyasetine hapsolduğunu ve sınıfsal mücadelenin nasıl göz ardı edildiğini iyi anlamak gerekiyor.
Ozan
18 Şubat 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder