MEVCUT TÜRKİYE SOLUNUN GARİP HİKAYESİ: HANGİ SOL?
Türkiye’de sol hareketin yıllardır süregelen başarısızlığının temelinde yatan üç kronik sorun bulunmaktadır:
1. Her Şeyin En İyisini ve Doğrusunu Bildiğine İnanmak
Toplum felsefesini veya sosyal felsefi düşünceyi sadece kendisinin temsil ettiğini sanmak
Türkiye solu, kendisini toplumun tek gerçek temsilcisi olarak görme eğilimindedir. Kendi ideolojisini mutlak doğru kabul ederek, halkın taleplerini ve değişen dünyayı göz ardı etmiştir. Toplumun geniş kesimleriyle sağlıklı bir bağ kuramayan sol, kendi içine kapanmış, akademik ve entelektüel bir tartışma alanına sıkışıp kalmıştır.
Solun en büyük açmazlarından biri, bilimi ve değişimi sahiplenmek iddiasında olmasına rağmen, küresel dönüşümleri kavramakta yetersiz kalmasıdır. Endüstri 4.0 ve 5.0 süreçleriyle birlikte mavi yakalı iş gücünün yerini otomasyon ve yapay zeka destekli üretim alırken, Türkiye solu hâlâ 19. ve 20. yüzyıl sosyalist yaklaşımlarına sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır. Fabrikalarda robotlar çalışmaya başlamış, 3D yazıcılar üretim süreçlerini değiştirmiş, nanoteknoloji ve yapay zeka iş gücünün yapısını köklü biçimde dönüştürmüştür. Ancak Türkiye solu, bu değişimi okuyamamakta ve işçi sınıfının geleceğine dair net bir perspektif sunamamaktadır.
2. Kendisi Gibi Düşünmeyenleri Düşman İlan Etme Eğilimi
Eleştiriye kapalı bir yapı, kaçınılmaz olarak dogmatik bir zihniyet üretir. Türkiye solu, kendisi dışındaki tüm düşünceleri düşmanlaştırma refleksi geliştirmiştir. Kendi içinde farklı görüşleri tolere edemeyen bir hareketin toplumsal çoğulculuğa öncülük etmesi mümkün değildir.
Bu dogmatik yapı, solun sadece kendi dar çevresine hitap eden bir hareket olarak kalmasına neden olmuştur. Toplumun geniş kesimlerinin kaygılarını, beklentilerini ve değerlerini anlamaktan uzak, tepeden bakan bir anlayış, solun kitleselleşmesini engellemiştir.
3. Kuşaklar Arası Çatışma ve Süregelen Bölünmüşlük
Türkiye solunun bir diğer temel sorunu, kuşaklar arasında sürekliliğin sağlanamaması ve geçmiş kuşakların kendilerinden sonra gelenlere karşı takındığı küçümseyici tutumdur. 1960’lı yılların devrimcileri kendilerini “68 Kuşağı” olarak tanımlarken, 1970’lerin gençleri “78 Kuşağı” olarak anılmıştır. Ancak 68 Kuşağı, 78 Kuşağını küçümsemiş, onu devrimci ruhun yozlaşmış bir devamı olarak görmüştür. Aynı şekilde 78 Kuşağı da kendisinden sonra gelenleri küçümsemiş, onların mücadele anlayışını yetersiz bulmuştur. Bu kronik ayrışma, solun birlikte hareket etmesini engellemiş, kuşaklar arası bilgi aktarımını sekteye uğratmış ve örgütsel birlikteliği zayıflatm
Cemaatleşen Sol: Otoriter Yapılar ve Demokrasi Sorunu
Sol hareketin en büyük çelişkilerinden biri, demokrasi ve özgürlükçü düşünceyi savunmasına rağmen, kendi iç işleyişinde otoriter ve dogmatik yapılar oluşturmasıdır. Türkiye’de sol örgütlenmeler, tıpkı dini cemaatler gibi lider kültüne dayalı yapılar geliştirmiştir. Parti başkanı, genel sekreter veya dernek yöneticisi adeta mutlak otorite konumundadır ve söyledikleri sorgulanmaz. Sol içinde demokratik seçim mekanizmaları işler gibi görünse de, aslında listeyi belirleyenler yine dar bir elit kadrodur. Bu durum, sol hareketin halk tabanında güvenilirlik kaybetmesine ve kitleselleşememesine yol açmaktadır.
Bu yapısal sorunlar, sol hareketin geniş halk kitleleri nezdinde güven kaybetmesine yol açmıştır. Halktan kopuk, iç tartışmalara saplanmış ve lider merkezli bir hareket, kitlelerin desteğini kazanamaz.
Etnisite ve Mezhep Üzerinden Bölünmüşlük: Sınıf Bilinci Zayıflıyor
Türkiye solu, sınıfsal mücadele iddiasına rağmen, zamanla etnik ve mezhepsel ayrışmalara sürüklenmiştir. Kürt siyasi hareketi ile sosyalist sol arasındaki ittifak, sınıf temelli bir mücadeleden çok etnik kimlikler üzerinden şekillenmiştir. Ancak bu yaklaşım, solun gerçek anlamda sınıfsal temellere dayalı bir örgütlenme kurmasını engellemiştir.
Türkiye’de sol hareket, etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden siyaset yapmayı bırakmalı, emek ve sınıf mücadelesine öncelik vermelidir. Ancak bugünkü haliyle sol, halkın ekonomik ve sosyal sorunlarından uzak, kimlik siyaseti ekseninde sıkışmış bir yapı görünümündedir.
Türkiye Solunun Yanılgısı: Kürt Milliyetçiliğini Sınıf Sorunu Olarak Görmek
Türkiye solu, her ne kadar sınıfsal mücadeleyi savunduğunu iddia etse de, pratikte etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden şekillenmiş bir yapıya bürünmüştür. Kürt hareketi, başlangıçta özerk yönetim ve ana dilde eğitim talepleriyle ortaya çıkmış; ancak solun bu talepleri sınıfsal bağlamda değil, ulusal kimlik ekseninde ele alması, sol içinde derin bölünmelere neden olmuştur. Oysaki Türk, Kürt, Çerkes ve diğer etnik grupların aynı fabrikada yan yana çalıştıkları, aynı ekonomik sömürüye maruz kaldıkları göz ardı edilmiştir. Sol hareketin temel ilkesi, etnik ve mezhepsel ayrımları aşarak, emek eksenli bir sınıf mücadelesi vermek olmalıdır. Ancak mevcut sol yapı, etnik kimliklerin ön plana çıkmasını teşvik ederek sınıf mücadelesinin önüne ideolojik setler koymaktadır.
Türkiye Solunun Yanılgısı: Kürt Milliyetçiliğini Sınıf Sorunu Olarak Görmek
Türkiye solunun önemli bir çıkmazı da Kürt milliyetçiliğini sınıfsal bir sorun gibi görmeye çalışmasıdır. Lenin’in “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” tezine sıkı sıkıya bağlı kalınarak, Türkiye’deki sınıfsal mücadele etnik sorunlara indirgenmiştir. Oysaki Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde laiklik ilkesiyle birlikte tüm yurttaşların eşit hale getirildiği gerçeği göz ardı edilmiştir. Sol, ezilen sınıfların hak mücadelesini öncelikli tutmak yerine, etnik kimlikler üzerinden politika yaparak kendi içinde de ayrışmıştır.
Türkiye solunda özellikle Alevi aktivistlerin belirleyici konumda olması da bir başka ideolojik tartışmayı beraberinde getirmiştir. Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim’in uyguladığı baskılar bir gerçekliktir; ancak Cumhuriyet ile birlikte herkesin eşit yurttaş kabul edildiği unutulmamalıdır. Buna rağmen sol içinde Alevi kimliği üzerinden bir mağduriyet söylemi oluşturulmuş, bu da solun toplumsal tabanını daraltmıştır. Sol hareketin mezhep kimlikleri üzerinden siyaset yapması, laikliği savunan bir ideolojinin kendi kendisiyle çelişmesine yol açmıştır.
Çıkış Yolu: Emek Temelli Sınıfsal Mücadeleye Dönüş
Solun, mezhepsel ve etnik kimlikler üzerinden siyaset yapmayı bırakıp gerçek sınıf mücadelesine dönmesi zorunludur. Eğer sol ideolojik bütünlüğünü yeniden kuramazsa, yukarıda belirttiğim üç temel sorun nedeniyle hiçbir zaman gerçek bir halk hareketine dönüşemeyecektir.
İdeolojik dogmalardan kurtulmalı ve halkın gerçek sorunlarına odaklanmalıdır.
Etnisite ve mezhep eksenli ayrışmaları reddedip, emek ve sınıf bilinci ekseninde yeniden örgütlenmelidir.
Lider kültü ve otoriter yapılanmalardan sıyrılarak, demokratik ve katılımcı bir yapıya kavuşmalıdır.
Sol, halkın taleplerine duyarsız kalmaya devam ettiği sürece, Türkiye’de hiçbir zaman geniş kitlelere ulaşamayacaktır. Solun başarısı, ancak ve ancak işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilenlerin gerçek sorunlarına çözüm üreterek mümkündür. Bunun için dogmalardan sıyrılmış, sınıf bilincine dayalı, gerçekten özgürlükçü ve halkın içinde olan bir sol anlayışa ihtiyaç vardır.
Geçmişte yaşanan bir olayı not olarak düşeyim, belki kollektif ve komin aklın neler yapılabiliri örnek olur...
Sol tamda kollektif ve eşitlikçi ideoloji değil mi?
Bir Hikâye: Üç Tuğlanın Öyküsü
Geçmişte yaşanan bir olay, solun kolektif ve komün akılla nasıl çözüm üretebileceğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Gölköy Köy Enstitüsü’nün inşası sırasında büyük bir kriz yaşanır; çünkü yeterli tuğla yoktur. Ancak kurucu müdür Süleyman Edip Balkır, öğretmenler ve öğrencilerle birlikte el ele vererek tuğla üretmeye karar verirler. Yorucu çalışmalar sonucunda 279 bin tuğla üretilir. İlk tuğlalar fırından çıktığında, gözyaşlarını tutamayan öğrenciler ve öğretmenler, dayanışmanın ve emeğin gücünü bir kez daha hissederler.
Üretilen üç tuğla, postayla Ankara’ya, İsmail Hakkı Tonguç’a gönderilir. Tonguç, bu tuğlaları günlerce masasının üzerinde sergileyerek, eğitimin, emeğin ve kolektif bilincin ne denli önemli olduğunu hatırlatır.
Sol, eğer gerçekten kolektif bir mücadele vermek istiyorsa, geçmişin değerlerini ve bugünün gerekliliklerini birleştirmek zorundadır. Aksi takdirde, halkın karşısında bir tabela hareketi olmaktan öteye geçemeyecektir.
Ozan
04 Şubat 2025



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder