3 Şubat 2025 Pazartesi

Kendi Kaderini Ellerinde Taşıyarak, Torunlarının Geleceğini Satanlara

Kendi Kaderini Ellerinde Taşıyarak, Torunlarının Geleceğini Satanlara 



İdeolojik yakınlık ya da uzaklık fark etmeksizin, hiçbir insanın—özellikle çocukların—yatağa aç ve üşüyerek girmesini istemem. Bu, en temel insani duyarlılıktır. Ancak bugün, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, sağlık, eğitim, tarım ve hayvancılık krizlerinin sorumluluğu yalnızca yönetenlerde değil; bilinçsizce, çıkar uğruna ya da alışkanlıkla bu yönetime destek veren toplumsal kesimlerde de yatmaktadır.


Geçmişe dönüp baktığımızda, dini argümanları kalkan yaparak ahlaki çürümeyi meşrulaştıran bir zihniyet görüyoruz. “Çalıyor ama çalışıyor” diyen, yolsuzluğu ve hırsızlığı cehaletiyle aklayan bir güruh var. Onlar için eğitim, liyakat, demokrasi, hukuk ve insan hakları gibi kavramlar bir anlam ifade etmiyor. Çünkü onlar, kendi küçük dünyalarında güç karşısında eğilmeyi, çıkarları uğruna ülkenin yönetim biçimini önemsememeyi kanıksamış insanlar. Peki, kim bu insanlar?


Bunlar, eğitim seviyesi genellikle ilkokul düzeyinde kalmış, hatta bazen okuma yazma bilen ama düşünme yetisinden mahrum bırakılmış, büyük ölçüde geri bırakılmış köylerde ve şehirlerin varoşlarında yaşayan, dine bağlı olduklarını iddia eden fakat ahlak ve vicdanı hayatlarına katmayan bir kitle. Kendi küçük dünyalarına sıkışmış bu insanlar, okuyan, sorgulayan ve onlar için daha iyi bir yaşam isteyen insanlardan nefret ediyorlar. Çünkü bu insanlar, onlar gibi düşünmüyor, onlar gibi yaşamıyor ve dini inançları körü körüne kabul etmek yerine, ahlakı, bilimi ve rasyonel aklı önceliyorlar.


Emeklidir…

Kaderci zihniyetle, “Bir lokma, bir hırka” felsefesini kabullenmiş, açlığa ve sefalete şükreden, torununun bilgisayar ve telefonla tüm dünyadan bilgi edinmesini anlayamayan bir nesildir. Bu insanlar, kendi torunları teknolojik gereksinimlerini karşılamak için çabalarken, onların elindeki telefonu ya da ayağındaki ayakkabıyı kıskanıp, "Ne kadar pahalı!" diye söylenir. Ancak aynı insanlar, açlık sınırının altındaki emekli maaşlarını belirleyen, torunlarının geleceğini ipotek altına alan AKP iktidarına oy vermeye devam eder.



Köylüdür…

Köylü, toplumun en pragmatist ve en kurnaz kesimidir. Halden aldığı sıradan yumurtayı “köy yumurtası” diye satarken, kazancına haram karıştırmaktan çekinmez. Satın alanı enayi yerine koyar, ardından da arkasından güler. Tarımın can çekiştiğini gördüğü hâlde, kendisini bu hale getirenlere oy verir.



Esnaftır…

Toplumun eğitimsiz ama para kazanmayı iyi bilen kesimidir. Ahlaka ihtiyaç duymaz. Bozuk malı saklayıp, mahalledeki insanlara fahiş fiyatlarla satarken hiçbir vicdani rahatsızlık duymaz. Krizin ayak sesleri duyulana kadar yönetime alkış tutar, işler bozulunca ise ilk o isyan eder.




Peki, bugün en çok kim isyan ediyor?

Emekli mi?

Köylü mü?

Esnaf mı?

Bugün işlerin tersine döndüğünü fark edenler, en çok onlar bağırıyor.


Ama onlara "Beter olun!" demeyeceğim. Çünkü zaten bu ülkeye yeterince kötülük yaptılar.


Kendi Ellerinizle Yok Ettikleriniz


Emekli, bugün açlık sınırı altında maaş alarak, zamlı doğalgazı yakamıyor, elektrik düğmelerine dokunamaz oldu. Kasaptan et alamıyor, askıda ekmek alabilir durumda. Şimdi elim kırılsaydı oy verdiğimiz için diyor.


Esnaf, pandemi döneminde devletin yapmadığı yardımlarla sarsıldı. Ardından gelen ekonomik kriz, dükkânlarının birer birer kapanmasına neden oldu.


Köylü ise…

Bir zamanlar “Köylü, milletin efendisidir” diyen o büyük insanın kıymetini bilemedi. Tarım arazilerini üç kuruşa sattı, yerine beton dikilmesine göz yumdu. Oysa köylü, üreten kişidir; üretenin namusu vardır. Ama üretimi bitirenlere destek verdiler.

Ve işte belgeler…

Şeker fabrikaları satıldığında köylünün verdiği referandum oyları:

Konya: %79 EVET

Erzurum: %75 EVET

Yozgat: %64 EVET

Afyon: %63 EVET

Tokat: %63 EVET

Çorum: %61 EVET

Niğde: %60 EVET

Kırşehir: %51 EVET

O gün EVET dediniz…

Bugün ithal şekerin fiyatına ve işsizliğe ağlıyorsunuz.


Ama artık ağlamanın bir anlamı yok.

Şimdi, yol ve betonla övünmeye devam edin.


Ozanca…

Hiç yorum yok: