Can
Dündar
02 Mayıs 2013
Endişemiz
buydu işte: “Barış perisi”nin gözalıcı kanatlarının arkasında, bizim eski
panzerin tetikte bekliyor olması...
Asker
hakimiyetinden kurtulduk derken, polis tahakkümünün nöbeti devralması...
Barışın,
nihai istasyon değil, dereyi geçene kadar binilecek “tramvay“ sayılması...
O süreçte
gülümseyen yüzlerin, en ufak muhalefette dişinin, kulağının uzaması...
Barış
güvercini postuna bürünmüş bir şahin zihniyetinin gelip tepemize oturması...
Bu
yasakçı kafa mı barışın önünü açacak?
Bu
ceberut anlayış mı anayasa yapacak?
* * *
Dünkü
haber televizyonlarından bir görüntü:
Ekranın
sağında Başbakan Yardımcısı, anayasa için toplumsal uzlaşmadan söz ediyor.
Ekranın
solunda polis, bayram kutlamaya gelen işçilerin üzerine biber gazı sıkıyor.
Soldaki
haşin görüntü, sağdaki ılıman sesi yalanlıyor.
Yoğun gaz
bulutu, yaldızlı “uzlaşma“ lafını boğuyor.
Muhabirler
gaz maskesiyle yayın yapıyor... CHP’nin iki numarası yoğun gazdan hastaneye
kaldırılıyor... DİSK Başkanı ekrandan ambulans istiyor... Londra, Paris, Roma
özgürce 1 Mayıs kutlarken İstanbul, devlet terörüne teslim oluyor.
Dengesiz
yürüyen barış süreci, Taksim meydanında çukura düşüyor.
* * *
“Taksim’in
hali ortada... Sendikaların ısrarı mantıksızdı“ diyenlerdenseniz bir daha
düşünün derim.
İki
nedenle:
Birincisi;
Başbakan’ın konuşması, Taksim’in sadece bu yıl değil, bundan böyle 1 Mayıs’lara
kapanacağının işaretini verdi. Oysa Taksim, işçi hareketinin vazgeçilmez simge
mekanı... Hükümetin gösterdiği kumda oynamaya razı olmayan sendikaların
direnmesi normal...
İkincisi;
yasak konmayıp iş, sahibine devredildiğinde, hiçbir sıkıntı yaşanmadığını son
üç yılın 1 Mayıs’larında ve geçen Nevruz’da gördük. Yine bırakılsa, yine öyle
olacaktı. Ama iktidar, yasaklamayı, inatlaşmayı, restleşmeyi seçti. Ve dünkü
sıkıyönetim manzarasını yarattı.
Devlette
marifet, sorun çözmektir.
Oysa
dünkü devlet, sorun yaratan rolündeydi.
“İşçiler
çukura düşer” mazeretiyle başlayan bir yasak, işçileri çukura düşmüşten beter
eden yoğun gaz salınımıyla sonuçlandı.
* * *
Yılmaz
Karakoyunlu, 1955’in 6-7 Eylül’ünde Taksim’de yaşanan provokasyon ve
saldırıları anlattığı kitabına “Güz Sancısı“ adını vermişti.
Bugün de
memlekette “gaz sancısı“ yaşanıyor.
Aradan
geçen bunca yılda devlet mantığa, Taksim huzura kavuşamadığı için çare, hala
muhaliflere gaz sıkmakta aranıyor.
Resmi
rakamlara göre 2001’de, yani AK Parti iktidara gelmeden önce devletin biber
gazı ithalatı yılda 13 tonmuş.
2005’te
neredeyse 10 kat artıp 115 tona çıkmış.
Bu
hükümet döneminde 21 milyon dolar harcanarak ithal edilen biber gazının toplam
hacmi:
628
ton...
Yani
devlette, bünyeye zarar miktarda gaz birikti.
Her
fırsatta böyle arsızca çıkaracaksa yandık demektir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder