KEMAL
İNAL / Arşivi-RADİKAL
FARKLI
SOSYALİST TUTUMLAR
Sosyalistlerin
sürece ilişkin görüşleri, farklı. Bu doğal, zira tek parça değiller. Barış
kararını destekleseler de, sonrası için görüşleri değişiyor. Her birinin farklı
öncelik ve hassasiyetleri var. Görüşlerinin iki uç arasında sıralandığını
söylemek mümkün. Örneğin EMEP ve SDP, Kürtlerin ulus olma taleplerinin yanında
yer aldıklarını, çözüm sürecini AKP’nin bir parçası olarak görmediklerini ileri
sürdü. Bu tutum, Kürt hareketine verilen tam bir açık çek niteliğinde. Çözüm
sürecine “acaba” diye yaklaşan ÖDP’liler, Kürt sorununda barışçıl çözümü en
başından itibaren kabul ettiklerini ama sürecin olumsuz sonuçları, yani İran
ile savaş, başkanlık sisteminin sivil bir diktatörlüğe dönüşmesi gibi konularda
uyarıda bulunma görevlerini yerine getirdiklerini belirttiler. TKP ise, AKP ile
anlaşarak Kürt sorununun barışçıl biçimde çözülmesinin, sosyalistler için
iktidar yolunu açmayacağını iddia ediyor.
ENDİŞE
GEREKÇELERİ
Elbette
sosyalistlerin eleştiri, endişe ve temkinlilikleri anlaşılır. İki nedenden. İlk
olarak, Erdoğan muhtemelen kendini önümüzdeki süreçte Başkan ilan edecek ve tüm
ipleri elinde toplayacak. Bu, sosyalistler üzerinde daha fazla baskı anlamına
gelebilir. MHP ise, çözüm süreci ilerledikçe Ergenekon tarafından büyük
olasılıkla Hizbullah ile birlikte terörize edilip sosyalistler, Kürtler ve
hatta AKP’lilerin üzerine saldırtılacak. Ülkücü taban, çoktandır Bahçeli’den
bir işaret bekliyor, “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganını haykırıp duruyor.
Erdoğan ise sokağa dökülen ülkücülere çok sert müdahale edileceğini açıkladı.
Haliyle seçimlere giderken sürece karşı provokatif eylemlerin artacağı
öngörülebilir. Dışarıda durum daha da berbat. Zira Ortadoğu şu an hiç olmadığı kadar
karışık, tam bir barut fıçısı. AKP, bu çatışma halini ekonomik ve siyasi
ilişkilerle kendi lehine çevirip Ortadoğu, Balkanlar ve Yakın Asya’ nın en büyük
gücü olma hedefini güdüyor. Haliyle, eski Osmanlı rüyalarının yeni bir
formatta görülmesi ihtimalininin zayıf olduğu söylenemez. “Emperyal güç” olma
iddiaları temelsiz değil.
ASIL
MESELE SINIF MÜCADELESİ
Tüm
bunların dışında, sosyalistlerin asıl kaygısı, Kürt sorununun çözülmesinin
otomatikman bir iktidar yolu açacağına ilişkin beklentinin boşa çıkma
olasılığının çok az kesim tarafından görülmesi. Bu konuda da haklılar, zira tüm
demokratikleşme iddialarına karşın ülke hala azgın bir neoliberal kapitalizmin
hâkimiyetinde. Eşitsizlik, yoksulluk ve işsizlik, Türkiyeli emekçiler arasında
en çok Kürtleri vuruyor. Kamusal sağlık, eğitim, kültür ve ulaşım politikaları
giderek daha fazla aşınıyor, sınıflar arası gelir dağılımındaki uçurum
genişliyor. Sosyal devlet iyice zayıflatılırken, hükümet yurttaşlarına
“performans”larına göre ücret ödeneceğini söylüyor. Öte yandan, hayırseverlik
toplumsal bir kalıp davranış haline getirildi. Bu açıdan sosyalistler, Kürt
sorununda hak ve özgürlüklerin kimlik temelinde Kürt yurttaşlara verilmesini
olumlu karşılasa da, asıl meselenin bir sınıf sorunu olduğunu dile getirmeye
devam ediyorlar. Yani, kapitalizm yerinde durduğu sürece barış politikasına
karşı temkinli bir iyimserlik en iyisi demeye getiriyorlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder