3 Mayıs 2013 Cuma

Süreç karşısında sosyalistler


KEMAL İNAL / Arşivi-RADİKAL

FARKLI SOSYALİST TUTUMLAR

Sosyalistlerin sürece ilişkin görüşleri, farklı. Bu doğal, zira tek parça değiller. Barış kararını destekleseler de, sonrası için görüşleri değişiyor. Her birinin farklı öncelik ve hassasiyetleri var. Görüşlerinin iki uç arasında sıralandığını söylemek mümkün. Örneğin EMEP ve SDP, Kürtlerin ulus olma taleplerinin yanında yer aldıklarını, çözüm sürecini AKP’nin bir parçası olarak görmediklerini ileri sürdü. Bu tutum, Kürt hareketine verilen tam bir açık çek niteliğinde. Çözüm sürecine “acaba” diye yaklaşan ÖDP’liler, Kürt sorununda barışçıl çözümü en başından itibaren kabul ettiklerini ama sürecin olumsuz sonuçları, yani İran ile savaş, başkanlık sisteminin sivil bir diktatörlüğe dönüşmesi gibi konularda uyarıda bulunma görevlerini yerine getirdiklerini belirttiler. TKP ise, AKP ile anlaşarak Kürt sorununun barışçıl biçimde çözülmesinin, sosyalistler için iktidar yolunu açmayacağını iddia ediyor.
ENDİŞE GEREKÇELERİ
Elbette sosyalistlerin eleştiri, endişe ve temkinlilikleri anlaşılır. İki nedenden. İlk olarak, Erdoğan muhtemelen kendini önümüzdeki süreçte Başkan ilan edecek ve tüm ipleri elinde toplayacak. Bu, sosyalistler üzerinde daha fazla baskı anlamına gelebilir. MHP ise, çözüm süreci ilerledikçe Ergenekon tarafından büyük olasılıkla Hizbullah ile birlikte terörize edilip sosyalistler, Kürtler ve hatta AKP’lilerin üzerine saldırtılacak. Ülkücü taban, çoktandır Bahçeli’den bir işaret bekliyor, “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganını haykırıp duruyor. Erdoğan ise sokağa dökülen ülkücülere çok sert müdahale edileceğini açıkladı. Haliyle seçimlere giderken sürece karşı provokatif eylemlerin artacağı öngörülebilir. Dışarıda durum daha da berbat. Zira Ortadoğu şu an hiç olmadığı kadar karışık, tam bir barut fıçısı. AKP, bu çatışma halini ekonomik ve siyasi ilişkilerle kendi lehine çevirip Ortadoğu, Balkanlar ve Yakın Asya’ nın en büyük gücü olma hedefini güdüyor. Haliyle, eski Osmanlı rüyalarının yeni bir formatta görülmesi ihtimalininin zayıf olduğu söylenemez. “Emperyal güç” olma iddiaları temelsiz değil.
ASIL MESELE SINIF MÜCADELESİ
Tüm bunların dışında, sosyalistlerin asıl kaygısı, Kürt sorununun çözülmesinin otomatikman bir iktidar yolu açacağına ilişkin beklentinin boşa çıkma olasılığının çok az kesim tarafından görülmesi. Bu konuda da haklılar, zira tüm demokratikleşme iddialarına karşın ülke hala azgın bir neoliberal kapitalizmin hâkimiyetinde. Eşitsizlik, yoksulluk ve işsizlik, Türkiyeli emekçiler arasında en çok Kürtleri vuruyor. Kamusal sağlık, eğitim, kültür ve ulaşım politikaları giderek daha fazla aşınıyor, sınıflar arası gelir dağılımındaki uçurum genişliyor. Sosyal devlet iyice zayıflatılırken, hükümet yurttaşlarına “performans”larına göre ücret ödeneceğini söylüyor. Öte yandan, hayırseverlik toplumsal bir kalıp davranış haline getirildi. Bu açıdan sosyalistler, Kürt sorununda hak ve özgürlüklerin kimlik temelinde Kürt yurttaşlara verilmesini olumlu karşılasa da, asıl meselenin bir sınıf sorunu olduğunu dile getirmeye devam ediyorlar. Yani, kapitalizm yerinde durduğu sürece barış politikasına karşı temkinli bir iyimserlik en iyisi demeye getiriyorlar.

Hiç yorum yok: