Açlık sınırının 20 bin 432 TL, yoksulluk sınırının 66 bin 553 TL olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Kiralık bir evin en az 20 bin TL, bir kilo kıymanın 600 TL, karnabaharın kilogramının 70-80 TL’ye satıldığı bu ortam, ekonomik ve sosyal politikaların çöküşünü gözler önüne seriyor. Bu tablo, sadece bir ekonomik kriz değil; toplumun insanca yaşam hakkının sistematik olarak ihlal edilmesidir. Ancak bu gerçeklerin üstünü örtmek ve AKP hükümetinin saray rejimini sürdürmek için iç ve dış savaş senaryolarının bile gündeme gelebileceği bir dönemdeyiz.
Bunun yanı sıra, büyük çelişkilerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Asgari ücretin 17 bin TL olarak belirlendiği bir ülkede, bu rakam bile temel ihtiyaçları karşılamaktan uzakken, emekli maaşlarının 12 bin 500 TL’de tutulması, emeklilere adeta "yaşama şansın yok" demek anlamına gelmektedir. Yıllarca çalışan, üretime katkı sunan bireylerin, onurlu bir yaşamdan mahrum bırakılarak yoksulluğa mahkum edilmesi, sosyal devlet ilkesine açık bir ihanet değilse nedir? Emeklilere reva görülen bu ücret politikası, onları yaşam mücadelesinde yalnız bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal vicdanın da derin bir yaralanmasına yol açıyor.
AKP hükümetinin, ekonomik krizden eğitime, adaletten dış politikaya kadar pek çok alanda yönetim zafiyeti gösterdiği açıktır. Halk yoksulluk ve işsizlikle boğuşurken, hükümet çözüm üretmek yerine günü kurtarma politikalarıyla varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bu durum, hem güven hem de umut kaybını derinleştiriyor. Yönetim kabiliyetini kaybetmiş bir hükümet, halkın geleceğini daha fazla tehlikeye atmadan, derhal ülkeyi seçime götürmelidir. Demokratik toplumlarda yönetim krizi yaşayan iktidarların görevi, halkın iradesine başvurarak çözüm yolunu açmaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu krizlerden çıkışı, ancak demokratik, meşru ve halkın refahını önceleyen bir yönetim anlayışıyla mümkün olacaktır. Bu değişim, yalnızca seçimle değil, aynı zamanda halkın adalet, eşitlik ve insanca yaşam taleplerinin iktidarların önceliği haline gelmesiyle sağlanabilir. Unutulmamalıdır ki; halkını açlığa ve yoksulluğa mahkum eden hiçbir iktidar, tarihte kalıcı bir yer edinememiştir. Türkiye’nin geleceği için demokratik bir dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Ozan
3 Aralık 2024

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder