Ekonomik Çöküşün Anatomisi: Geçmişten Günümüze Bir Karşılaştırma
Türkiye, 1994 ve 2001 yıllarında ağır ekonomik krizler yaşadı; ancak bu krizlerden kısa sürede çıkılarak ekonomik normalleşme sağlanmıştı. Bunun başlıca sebebi, o dönemde devletin ekonomiyi dengeleyici kurumsal yapısının varlığıydı. Sümerbank gibi sanayi ve perakende devi kurumlar, Et ve Balık Kurumu gibi halka uygun fiyatla ürün sunan kuruluşlar bu dengeyi sağlıyordu. Bugün ise bu kuruluşların hiçbiri yok, çünkü AKP iktidarı döneminde ilk iş olarak fabrikalar özelleştirildi, dolayısıyla bu kurumların bağlı olduğu mağazalar da kapandı.
O dönemde Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) gibi kısa, orta ve uzun vadeli ekonomik planlama yapan liyakatli ve uzman kadrolar görev yapıyordu. Bugün bu kurumlar ya kapatıldı ya da işlevsiz hale getirildi. Ayrıca, dünya çapında prestije sahip devlet üniversiteleri ve alanında uzman akademisyenler, nitelikli nesiller yetiştiriyordu. Oysa günümüzde apartmanlardan bozma üniversiteler, bilimsel yayınlarla adından söz ettiremeyen akademisyenler ve liyakatsiz kadrolarla dolu bir yükseköğretim sistemiyle karşı karşıyayız. Üstelik, AKP döneminde İlahiyat Fakülteleri ve İmam Hatip Liseleri mezunları, devlet kademelerinde hızla yükseltilerek gözde memurlar haline getirildi.
Geçmişte ağırlıklı olarak kamucu politikalar uygulanıyordu; devletin denetim mekanizmaları aktif bir şekilde çalışıyordu. İhaleler, devlet ihale kanununa uygun olarak resmi gazetede ve ulusal basında ilan edilir, kapalı zarf usulü ve yeterlilik esaslarına göre yapılırdı. Bugün ise bu süreçler davetiye usulüyle, belirli şirketlere doğrudan verilerek adeta "peşkeş çekilmekte." Denetimsizlik ve kayırmacılık ekonomiye zarar veriyor.
Parlamenter demokrasinin eksikleri olsa da geçmişte kararlar, parlamentoda tartışmalar sonucunda alınır ve muhalefet etkin bir denetim mekanizması sağlardı. Bugün ise "şahsım devleti" olarak anılan tek adam rejimi, tüm kararları tek bir kişinin eline bırakmış durumda. Muhalefete bilgi verilmemekte, evraklara erişim engellenmekte ve zora düşüldüğünde "devlet sırrı" bahanesiyle açıklama yapılmamaktadır.
Adalet sistemi de dramatik bir dönüşüm geçirmiştir. Geçmişte küçük adliyelerde dahi bir nebze adalet sağlanabilirken, bugün büyük adalet sarayları var; ancak adalet yalnızca iktidar ve yandaşları için işliyor. Geçmişte yüksek enflasyon dönemlerinde dahi ücretler enflasyon oranı ve refah payı eklenerek artırılırdı. Bugün ise TÜİK tarafından manipüle edilen düşük enflasyon rakamları üzerinden çalışanların ücretleri bilinçli olarak düşük tutuluyor.
15 milyon mültecinin olduğu ve onların ihtiyaçlarını gözönüne alındığında, ekonomik gidişatın sonu, maalesef bir moratoryumla sonuçlanabilir. Dilerim yanılırım, ama tüm göstergeler bu kötü senaryoyu işaret ediyor.
Ozan
24 Aralık 2024


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder