"14-28 Mayıs Seçimlerinin Ardından: Çelişkiler ve Hesaplaşma Günü"
Önce birkaç temel tespit yapalım:
Turgut Özal, Cumhurbaşkanı seçilip Çankaya Köşkü'ne çıktığında Atatürk'ü öğrenmişti. İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, kendisini Silivri Cezaevi'nde bulduğunda Nâzım Hikmet’i tanımıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, kitapları okumak yerine özetlerini okumayı tercih ettiğini açıklamıştı. MHP'nin lideri Devlet Bahçeli ise bu konuda bir görüş ortaya koymamış, en azından bugüne kadar böyle bir açıklama yapmamıştır.
Peki, neden okuyan bir toplum değiliz?
Bu sorunun yanıtını ararken, liderlerin topluma ne derece örnek teşkil ettiğini de sorgulamak gerekiyor. Liderlerin okumadığı, entelektüel birikime değer vermediği bir toplumda halkın okuma alışkanlığı kazanması beklenebilir mi? Dahası, okumayan bir toplum, nasıl bir liderlik modeli talep eder? Bu soruların cevabı, halkların yönetim anlayışıyla ilişkilidir:
“Her halk, layık olduğu şekilde yönetilir.”
Kara Propaganda ve Çelişkiler
14-28 Mayıs genel seçimlerinde, “CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu seçilirse terörist başı Abdullah Öcalan ve PKK'lılar serbest bırakılacak” söylemiyle yapılan kara propagandalar, montaj videolarla desteklenerek halk üzerinde korku yaratıldı. Bu yöntemlerle seçimleri kazanan AKP-MHP ittifakı, gelinen noktada kendi söylemlerine tamamen ters adımlar atmaktadır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, terörist başı Abdullah Öcalan için “umut hakkı” tanınmasını, serbest bırakılmasını ve hatta TBMM'de konuşma yapmasını talep etmiştir. Seçim sürecinde bu iddiaları kullanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Bahçeli’nin bu açıklamalarına sessiz kalarak dolaylı destek verdiği görülmektedir. Halkı korkutan bu tür söylemler, seçim sonrasında iktidarın politik çelişkileriyle açığa çıkmıştır.
Milliyetçilik ve Dinin Sömürüsü
Milliyetçilik duygularını okşayarak, dini değerleri sömürerek ve halkın bilinçsizliğini kullanarak iktidar olunabilir; fakat devlet yönetmek ciddi, namuslu ve ahlaklı bir duruş gerektirir. AKP ve MHP’nin siyasal İslamcı ve milliyetçi popülizmi, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, dış politikadan ekonomiye kadar ülkeye onarılamaz zararlar vermiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında, kurtuluş savaşının zorlu koşulları ve cehaletin sonuçları, etkileyici bir şekilde işlenir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde gerici hilafet güçleri tasfiye edilerek modern bir cumhuriyet inşa edilmiştir. Bugün de siyasal İslamcı ve faşist zihniyetlerin iktidarı sona ermek zorundadır. Tarih, halkın iradesine sırtını dönenlerin ya adalet önünde hesap verdiğini ya da ülkeyi terk ettiğini göstermiştir.
Hesap Verme Günü
Siyasal İslamcı ve faşist yönetimlerin ülkeye bıraktığı miras, sadece ekonomik kriz ya da toplumsal huzursuzluk değildir. Aynı zamanda adaletin, liyakatin ve demokrasinin ayaklar altına alındığı bir düzenin varlığıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, her karanlık dönemin bir aydınlık sabahı vardır. Bağımsız yargı ve demokratik değerler bir gün mutlaka bu düzenin sorumlularından hesap soracaktır.
Ruhi Su ne güzel söylemiş.
Sabahın bir sahibi var
Sorarlar bir gün sorarlar
Biter bu dertler, acılar
Sararlar bir gün, sararlar
Gerçek adalet gecikebilir, ama asla tecelli etmekten vazgeçmez.
Ozan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder