19 Aralık 2024 Perşembe

NE CAMİDEYİM NE KİLİSEDE NE DE SİNAGOGTA SADECE İNSAN OLMAYA GELDİM




Ne camiye, ne kiliseye, ne de sinagoga giderim. İnanç olarak bu mekanları kendime yakın hissetmem.

Eğitim almak için öğretmene, adalet arayışında hakime ve savcıya, güvenlik için polise, yurt savunması için askere ihtiyaç duyarım. Bu meslek gruplarından aldığım hizmet karşılığında maaşlarının ödenmesini son derece normal bulurum. Çünkü bu hizmetlerden faydalanıyorum. Listeyi uzatabiliriz; ancak temel mantık değişmez: Hizmet aldığım meslek gruplarına ödeme yapılması doğaldır.

Peki, cami imamlarından hizmet alıyor muyum? Bana herhangi bir hizmet sunuyorlar mı?
Koskoca bir hayır!

Hal böyleyken, benim rızam dışında ödediğim vergilerle camilerin elektrik, su, doğalgaz giderlerinin ve imamların maaşlarının karşılanmasını istemiyorum. Bu maliyetleri, camilere ibadete gidenler üstlenmelidir. Hizmet alan, hizmetin bedelini ödemelidir.



Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın şu sözleri hâlâ hafızalarda:
"Yasal olan bir uygulama dini açıdan caiz olmayabiliyor."
Bu söylem, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yasal bir kurum olsa bile, toplumun tamamı tarafından güvenilir olarak algılanmadığını gösteriyor.

UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Ayasofya’nın ibadete açılışında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Atatürk'e hakaret eden ve tartışma yaratan “Vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar! Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar” sözleri bu kurumun, yasaları hiçe sayan, demokrasi ve laiklik düşmanı bir yapıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “evlatlık çocukla evliliğe engelin olmadığı” yönünde fetva verebilecek kadar rezil bir kurumdur.

20 Aralık cuma namazında açıkladığı fetvasında "Ezan okunan ülkede yılbaşı kutlanmaz."



"Yılbaşı kutlamaları dahil hiçbir eğlence ve kutlama helal ve meşru hale getiremez. Müslümanların, değerleri ve inançlarıyla uyuşmayan söz konusu yanlışlara düşmelerinin sebebi; dünyevileşmeleridir, ilahi ölçülerden uzaklaşmalarıdır."
"İslam dışı geleneklerden kalan figürlere özenmek, onlar gibi giyinmek, onlar gibi hediyeler dağıtmak, inancımıza aykırıdır, yanlıştır
"Unutmayalım ki, kötülüklerin anası olan alkolü, ocakları söndüren kumarı, aile ve toplumu temelinden sarsan zinayı, aklı ve iradeyi devre dışı bırakan uyuşturucu maddeleri, mutsuzluktan başka getirisi olmayan piyango ve diğer şans oyunları gibi haramları, yılbaşı kutlamaları dahil hiçbir eğlence ve kutlama helal ve meşru hale getiremez. Müslümanların, değerleri ve inançlarıyla uyuşmayan söz konusu yanlışlara düşmelerinin sebebi; dünyevileşmeleridir, ilahi ölçülerden uzaklaşmalarıdır." denildi.
Milli piyango, şans oyunu, yılbaşı kutlamasının haram olduğu belirtilen hutbede, şu ifadeler yer aldı:
"Kendi değerlerinin yerine başkalarının değerlerini, kendi sembollerinin yerine başkalarının sembollerini benimseyen milletler ayakta duramazlar. Kendi medeniyetini unutup yabancı kültürlerin etkisi altına giren toplumlar; tarihlerini, dillerini, dinlerini ve kimliklerini kaybederler."
Dolayısıyla helal haram ölçülerine riayet
edilmeyen ve mahremiyet sınırlarını aşan her
türlü eğlence ve davranış, inancımıza aykırıdır, günahtır. " diyerek insanların giyiminden nasıl eğleneceğine, ne yeyip ne içeceğine, nasıl hediye alınır verilnesine kadar toplumda kutuplaşmayı körüklediğini gördük.
Din bezirganları alkol için haram der, ama alkol vergisinden maaş alırlar. Helal-haram tartışmalarında toplumun yaşam tarzına müdahale eder, ama kul hakkı, yolsuzluk, hırsızlık konularında derin bir sessizliğe bürünürler.
Bu kurumun "Ezan okunan ülkede yılbaşı kutlanmaz."
diyerek toplumda kutuplaşmayı körüklediğini gördük.
Peki hiç duydunuz mu,
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan veya herhangi bir
cami imamından şu konularda
bir açıklama?





"Ezan okunan ülkede  HIRSIZLIK, YOLSUZLUK olamaz KUL HAKKI yenemez!"

"Açlık sınırının 25 bin lira olduğu bir ülkede, emekli maaşı 12 bin 500 lira, asgari ücret 17 bin 2 lira olamaz."

"Mahallemizde şu kişinin şu derdi var, yardım edelim."

"Çocuklarımız yeterli beslenemiyor, okullarda bayılıyor. Bu yüzden fiziksel ve zihinsel gelişimleri geriliyor."

"Üniversite öğrencilerinin barınma sorunu KYK yurtlarının yetersizliğinden kaynaklanıyor."

Bunları duymazsınız! Ama her namaz öncesinde cami imamlarının "yardım" parası toplama çağrılarını mutlaka duyarsınız.

2025 yılı için Diyanet İşleri Başkanlığı'na ayrılan bütçe 130 milyar 119 milyon lira! Bu, altı bakanlığın toplam bütçesinden daha fazla. 211 bin 164 çalışanıyla Türkiye'nin 11 ilinden daha fazla nüfusa sahip bir kurum. Ancak bu devasa bütçeye rağmen, her camide, her namaz öncesi para dilenen bir yapıdan farkı yok.

Dinleri de, imanları da paradır. İnsanlık adına zerre kaygıları yoktur. Bu asalak yapı, toplumun sırtına yük olmaktan başka bir şey değildir.



"İslamiyet kolaylıklar dinidir" derler ya çok doğru tespit,

Nas'a göre faiz haramdır ama (KKM) Kur korumalı Mevduatına kur farkını vermek haram değil.

Sulu içip kafayı bulmak haram, Kuru içip kafayı bulmak haram değil.

TOKİ'den ev almak için kamu bankalarından faizle kredi almak haram değil, aynı amaçla özel bankalardan faizle kredi almak haram.

Zina haramdır, muta nikâhıyla sabaha kadar birlikte olmak haram değil.

Hakketen kolaylıklar dini.

Ozan
19 Aralık 2024






Hiç yorum yok: