SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN ZEKASI: TAKİYYE
Siyasal İslamcı İdeolojinin İktidar Stratejileri ve Toplumsal Çöküş Dinamikleri
Siyasal İslamcı ideolojinin iktidara ulaşma stratejileri incelendiğinde, "ahlak" ve "liyakat" kavramlarının birer maskeden öteye gitmediği, bunun yerine "takiyye" yönteminin merkezde olduğu açıkça görülmektedir. Takiyye, yalan, hile ve aldatmayı bir iktidar aracı olarak meşrulaştıran bir anlayış olarak öne çıkmaktadır. Bu yöntem, demokratik, laik ve hukukun üstünlüğüne dayalı toplum düzenlerini aşındırmakta oldukça etkili olmuştur. Siyasal İslamcılar iktidarı ele geçirdiklerinde ise gerçek yüzlerini göstermekte, kendilerine destek vermeyenleri "kâfir" ilan etmektedirler. Bu zihniyet, karşıtlarını mallarını ganimet, kadınlarını cariye, çocuklarını köle olarak görebilmektedir. Bu durum yalnızca siyasi çürümeyi değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin hızla çözülmesini de beraberinde getirmektedir.
İktidar Yolculuğu ve Etik Dışı Yöntemler
Siyasal İslamcı zihniyetin iktidar yolculuğu, etik dışı yöntemleri meşrulaştırmakla başlamaktadır. Halkı ikna etmek için yalan, manipülasyon ve korku siyaseti kullanılmaktadır. Emperyalizmin desteğiyle sahneye sürülen figürler, bu zihniyetin uluslararası arenada nasıl cilalandığını gözler önüne sermektedir. Örneğin, El-Kaide bağlantılı Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Muhammed Ebu-Colani’nin bir dönem ABD tarafından aranan bir terörist iken, CNN ekranlarında takım elbiseli bir “lider” olarak sunulması, emperyalizmin bu figürleri nasıl meşrulaştırdığını göstermektedir. Ancak cilalanan bu figürlerin geçmişteki vahşetleri unutturulamaz.
2014 yılında yaptığı bir röportajda "Suriye'de Hıristiyan ve Alevi gibi azınlıklara yer yok. Hıristiyanlar Lübnan'a, Aleviler ise mezara" diyen Colani’nin ifadeleri, Suriye’nin geçmişte barış içinde yaşayan topluluklarına yönelik yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır. Suriye’de Sünni Müslümanlar, Aleviler, Şiiler, Hıristiyanlar, Yezidiler ve Aramiler bir arada yaşamışken, bu uyumlu yapı Selefi cihatçıların etkisiyle bozulmuştur.
Başer Esad rejimi eleştirilecek pek çok konu barındırsa da laik bir sistem, kadın özgürlüğü, çağdaş eğitim, anti-emperyalist ve anti-siyonist bir yaklaşım sergilemiştir. Mazlum Filistin halkının yanında olması, bu rejimin önemli yanlarından biridir. Bu durum, Esad rejimini övmek için değil, bir durum tespiti yapmak için belirtilmiştir.
Selefi Cihatistler ve Siyonizm
Selefi cihatçıların vahşetlerini sosyal medyadan takip edilen videolarla görmek mümkündür. Şiddeti bir araç olarak kullanan bu yapıların, İsrail’in Golan Tepeleri’ni aşarak Şam’a kadar ilerlemesine sessiz kalmaları, emperyalizm ve Siyonizm ile olan bağlarını açıkça göstermektedir. Selefi cihatçıların Siyonizm’e karşı sessizliği, onların emperyalizmin bir savaş aparatı olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplumsal ve Uluslararası Kaos
Bu zihniyet, yerel halklar üzerinde olduğu kadar uluslararası dengelerde de kaos ve çatışmayı beslemektedir. Yalan ve hile ile başlayan bu süreç, ardında yıkım, korku ve baskı dolu bir düzen bırakmaktadır. Emperyalizmin desteği olmadan ayakta kalamayan siyasal İslamcı ideolojiler, devlet kurma ve yönetme yeterliliğinden yoksundur. Siyasal becerileri, liyakatleri ve vizyonları eksiktir; zira yaşamları boyunca takiyye maskesi ardına saklanmış kişilikler geliştirmişlerdir. Bu kişiliklerin başlıca yöntemleri, yalan söylemek, iftira atmak ve halkı birbirine düşürmektir.
Türkiye’deki Durum
Türkiye’de bu duruma en somut örnek, AKP’nin 14 Mayıs 2023 seçimlerinde rakibi CHP’ye karşı sahte videolarla yürüttüğü kampanyadır. Seçim sonrasında videoların sahte olduğu sorulduğunda, bu durum "sahte-mahte" şeklinde geçiştirilmiştir. Bu yaklaşım, siyasal İslamcı siyasetin ahlak ve dürüstlük kavramlarından ne kadar uzak olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Toplumu Kutuplaştırma Stratejisi
Siyasal İslamcı ideoloji, toplumu kutuplaştırarak güç kazanmaktadır. Laiklerle radikal dinciler, Sünnilerle Aleviler, kadınlarla erkekler ya da heteroseksüellerle LGBT bireyler arasında düşmanlık tohumları ekilmektedir. Amaç, "böl, parçala ve yönet" stratejisiyle halkın ortak bir paydada buluşmasını engellemektir.
Tarih boyunca da bu zihniyet, düşman yaratmayı bir yöntem olarak benimsemiştir. Siffin Savaşı’nda kendileriyle savaşmış, Kerbela’da Hz. Muhammed’in torunlarını katletmiştir. Bilime, sanata ve kültüre düşmanlıklarıyla tanınan bu anlayış, insanlığın ilerlemesine katkı sunmamakla kalmayıp güzel olan her şeye karşı düşman bir yapı sergilemiştir.
İslam Ülkelerinin Durumu
Bugün dünyada İslam’ı resmi din olarak kabul eden 56-58 ülke bulunmaktadır. Ancak bu ülkelerin insanlığa, doğaya veya kültürel mirasa anlamlı bir katkı sunduğunu söylemek mümkün değildir. Bu durum, siyasal İslamcı ideolojinin insanlık için bir çıkmaz sokak olduğunu açıkça göstermektedir.
Ozan
09 Aralık 2024







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder