"Kibir ve inat, bir kişinin kendisini önce mükemmel görmesini sağlar, sonra da sonunu getirir."
Tolstoy
Hırs, insanı güçlü kılmaz; aksine, güç kazandığını sanırken beynini, ruhunu ve benliğini kaybetmesine neden olur. Bu duruma, toplum olarak çokça şahitlik ettik ve adını da koyduk: Güç zehirlenmesi, cancağızım!
Kendi içinde bir ironi barındırır bu zehirlenme. Bütün gücün kendisinde olduğunu zanneden insan, aslında zayıflığının farkına bile varamaz. Düşünme ve hissetme yetisini kaybetmiş, gerçeklikten kopmuş bir şekilde yol alır. Bu, sadece o birey için değil, çevresi ve toplum için de büyük bir yıkımdır. Çünkü böyle bir zihin, her şeyin en iyisini kendisinin bildiğini, en güzelini kendisinin yaptığını ve en mükemmel şekilde kendisinin yönettiğini düşünür. Ve elbette, mutlak bir koltuğa sahip olması gerektiğine inanır.
Hırsın Zirveleri: Koltuk Sevdası
Bu kişiler, hayatta tek bir hedef belirler: Güç sahibi olmak.
Başbakan mı olmalı? Olur. Olmadı mı, o zaman Bakanlık yeter. Bakanlık olmadıysa Milletvekilliği... Orası da olmadı mı Belediye Başkanlığı. Hadi diyelim oradan da kaydırıldılar, Müsteşar, Vali, Kaymakam… Fark etmez. Mutlak bir koltuk olmalı, çünkü o koltuk olmadan yaşamanın hiçbir anlamı yoktur.
O koltuğa oturduğunda da düzen bellidir:
Emirler verilecek ve o emirler şak diye yerine getirilecek. Etrafındaki insanlar, yağdanlıklar misali her sözünü alkışlayacak, her hareketini yüceltecek. Eleştiri mi? Asla. Çünkü eleştirinin olduğu yerde bu "güç zehirlenmesi" hastalığı tutunamaz.
Güç Zehirlenmesinin Acı Yüzü
Ama ne zordur, mirim, güç zehirlenmesi! Bu, insanı sarhoş eder; gözlerini kör, kulaklarını sağır eder. Kalbi karartır, vicdanı cüzdan eder. Ve en acısı, bu zehirlenme yavaş yavaş yayılır. Önce akıl tutulur; mantık, vicdan ve duygular ince ince yok olur. Ardından, kibir bulutları kaplar insanın etrafını. Güneş ışığı gibi gerçeklerin üzerine bir perde çeker bu bulutlar. Artık hiçbir şeyi göremez, hissedemez hale gelir kişi.
Ve Sonrası...
Sonrası mı? Pablo Neruda’nın dediği gibi:
"Yavaş yavaş ölürler.
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar."
Bu hastalığa kapılanlar, içten içe çürüyerek hayattan uzaklaşır. Onlar, ruhlarının ceplerine sığdırmaya çalıştıkları gücün altında ezilir. Çünkü gerçek güç, bir koltukta değil; insanın kendisiyle barışık olmasında, başkalarına fayda sağlamasında ve mütevazı bir yürekte saklıdır.
Vesselam,
Ozan
24 Kasım 2024

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder